Haber Detayı
19 Aralık 2011 - Pazartesi 19:13 Bu haber 705 kez okundu
 
GERÇEKLERDEN KENDİMİZİ SOYUTLAYAMAYIZ
Arşiv Haberi
GERÇEKLERDEN KENDİMİZİ SOYUTLAYAMAYIZ

Ülkemizin hali meydanda, komplo teorileri yaratılarak her gün yeni bir gündem bulunurken yaşanan gerçeklerden insanlar uzaklaştırılmak istenmektedir. Son günlerde kimi şair, türkücü ve yazarların üzerinde fazlasıyla duruluyor. Sağ olanları ülkeye getirmek ebediyete göç etmiş olanların naaşlarını olmayanların topraklarını taşıma düşüncesi konuşulmakta. Dünyanın kabul ettiği seçkin bir şair vardı. Her hafızada mutlaka şiirinden bölümler vardır. Güneşi içenlerin türküsünde "Akın var akın, güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın" diyen şairin itibarı mı yoksa yanlışlıklarından dönmenin erdemi mi? Soyadı "Ran" olan bu şairimizin soyadı tersten "nar" diye okunur. Narın "kırmızı" dolaysıyla "kızılı" çağrıştırdığı ve sonucu nereye vardığı hepinizin malumu. Hâlbuki "nar cennetten çıkmış bir meyve" diyebilirdik. Konu Nazım Hikmet olunca iş değişiyor.  İşte İstanbul işgal altında iken "vatan sevgisi, vatanı savunma" adına yazdığı direniş şiirleri Nazım'ın bir gün vatana hasret kalacağı kimin aklına gelirdi. Yazdı, yazdığı suç sayıldı. Yargılandı, tartaklandı, hapis yattı, sürgün edildi, kovuldu, dışlandı. Hep tövbe etmesi beklendi. O doğrularından şaşmadı. Nedamet etmedi. Çok sevdiği yurdu bile ona yasaklandı. Nedense ülkemizde devlet birisini sevdi mi halk ta seviyor, kızdı mı halk da kızıyor. İnsanlar sanki düşünme yetilerini kaybetmiş, yapılanları hep doğru kabul ediyor. Sorgulama, karşı duruş, bir aykırılık yok. Bir mezar yeri bile çok görülen Şair Nazım'ın şahsın da neler değişmedi ki.  Yıllar geçti, kayalar toprak oldu. Suların mecraları değişti. Neleri değiştirmedi ki zaman.  Nietzsche Derki; "gömlek değiştirmeyen yılan, kendini yenilemeyen insan ölüme mahkûmdur." Şair Nazım Hikmet'in onurunu "geri verdik" dediler.  Hiç kimse şaşırmadı. Kimseye de  heyecan vermedi. Yurt içinde ve yurt dışında ölen, öldürülen, sürgün edilen vatandaşlıktan atılanların itibarını kim verecek o anne ve babaların gönlü nasıl hoş tutulacak. Gazetedeki 57 yıl 5 ay 15 gün sonra yeniden resmen Türk vatandaşı oldu. Gazetede okuduğum haberler bazen düşündürücü bazen heyecanlandırır, kimi zaman güldürür. Bu haberi okuyunca hiç bir şey hissetmedim. Vatandaş olarak kabulünden sonra mezarı da nakledilecek. Ve arzuladığı bir çınarın gölgesinde yeni istirahatına kavuşacak. Halen karşı olanlar olduğu gibi sırf insanlık açısından sanatçı kimliğinden dolayı sahip çıkanlar da var. Bu büyük ülkede herkese yetecek yer var. Acaba bu güne kadar onu istemeyenlerin burada yatmaya hakları var mı? Diye sormaya kimsenin hakkı olmadığı gibi onlarında başkasını istemezlik gibi bir hakka sahip değildirler. Şu iadeyi itibar olarak sunulan çalışmalar aslında yaşanmış bir suçtan duyulan pişmanlıktır. Vicdani bir rahatsızlıktır. Kendi duygularını tatmin içindir. Yoksa onun kendine yeterince itibarı vardır. Yaşar Kemal'in, Çetin Altan'ın bu gün ödüllendirilmeleri hep dünden duyulan suçluluk değimlidir.  İkisi de bu ülkenin yetiştirdiği değerlerdi. Bunları ve daha başkalarını nazım gibi dışlamak mı yoksa kucaklamak mı erdemliliktir.                 Bu hayatı anlamlı ve erdemli kılmak anlamında doğrulardan sapmamak bir onurdur. Siyasi düşünce farklılıkları olabilir, benden olan yaşasın,  değerlidir demek bir başkasının da başkaları yanında saygın ve itibarlı olduğunu unutmamak gerekir. Nazım şu sözünü özümsemek her şeyin en güzeli, en doğrusu, en anlamlısıdır. "Yaşamak bir ağaç gibi hür ve kardeşçesine."               1925 Şubatında Şeyh Sait İsyanı'nın başlaması üzerine, 4 Mart 1925'te Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılır. Bazı gazeteler, dergiler kapatıldığı gibi, 1 Mayıs 1925'te yayımlanan bir bildirge dolayısıyla Nazım Hikmet'in çalıştığı "Aydınlık" dergisi de kapatılır.   Yazarların birçoğu da tutuklanır. Ankara'da İstiklal Mahkemesi'ndeki dava 12 Ağustos 1925'te sonuçlandığında, Kürtler için tek kelime yazmayan Nâzım  gıyaben 15 yıla mahkûm edilir.  İzmir'de bulunan Nazım gizlice İstanbul'a gelir ve ikinci vatanı kabul ettiği Rusya'ya geçer.    Bu ülkenin gerçeği olan Nazım Hikmet kadar, "Ahmet Kaya, Yılmaz Güney, Cegerxwin (cigerhun), Osman Sabri" de aynı durumda.   Daha ilerisine gidip Ahmet Hani'nin Mem-u Zin'ini yasaklamakla, Mellaye Findik'i Mellayı Ciziri'yi hiç saymakla nere varılır. Herkes kadar onlarında yaşadıkları bu coğrafyada bir çukurda yatma hakkı vardır. Eserlerinin yasaklanması, okunmasının engellenmesi bir kazanç değil zarardır. Bunların hepsi bu toprakların renkleridir. Bu kültürleri yok saymaya kimsenin hakkı yoktur. 
Kaynak: Editör:
Etiketler: gerçeklerden, kendimizi, soyutlayamayiz
Yorumlar
Haber Yazılımı