Haber Detayı
02 Aralık 2011 - Cuma 19:13 Bu haber 1200 kez okundu
 
İsot tarlasında son tango
Arşiv Haberi
İsot tarlasında son tango

11 Nisan 1920, Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluşu. 1914 Yılında, girdiğimiz I. Dünya Savaşında yenilgiyi kabul ettiğimiz 1918 Mondros ateşkes anlaşması sonrasında önce İngilizler, ardından Fransızlar, Urfa'yı işgal etmişti. Teslimiyeti ve işgali reddeden mudafaii hukuk-kuvayi milliye-millet iradesi; Kurtuluş Savaşının ilk zaferini Şanlıurfa'da kazandı. Düşmanı, işgal ettiği bu vatan toprağından söküp attı. Urfa'da kazanılan bu zafer, 23 Nisan'da toplanan TBMM başta olmak üzere tüm Türkiye'ye kurtuluş yolunda moral verdi, kararlılık aşıladı.   ***   En son DTP'li bir vekilin gündeme taşıdığı ‘İsot tarlası' hikayesi; Urfa Kurtuluş Savaşını küçümseme ve Urfalıları bayağılaştırma çabasından öte anlamlar içermektedir. Vatan kavramını isot tarlasına indirgemek, keyfi bozulduğunda-menfaati/midesine dokunulduğunda sokağa dökülüp silaha sarılmak, Urfalıların 11 Nisan ruhu-şuuruyla ilgili değildir.   Aksine isot tarlası kaygısında olanlar Fransızlar birlikte yenilmişlerdir. Açığa çıkanlar Ermeni lider Beşliyan'ın dediği gibi “O kadar yaptıklarından sonra Urfalı hemşehrilerine karşı yüzleri kalmadığı için” şehri terk etmek zorunda kalmışlardır. Kalanlar da sinmiş, kılık değiştirmişlerdir.   ***   Urfa'nın ve Türkiye'nin bugünkü siyasi durumuna baktığımda, büyük şairimiz Akif'in sözleri aklıma geliyor: “Tarih tekarrürden ibarettir, derler. İbret alınsaydı, tekerrür eder miydi hiç?”   1960'la birlikte başlayan askeri darbelerin ve bugünkü Erkenokon Çete hikayesinin, 100 yıl önceki İttihad ve Terakki darbesinden, çeteciliğinden ne farkı var? 30 Yıldır Türkiye'nin başına bela edilin PKK çetesinin; Sırp çetelerinden, Bulgar komitalarından, Yunan-Rum çetelerinden, Ermeni çetelerinden ne farkı var? 100 Yıl önceki Şerif Hüseyinle bugünkü Barzani yada Talabani arasında ne fark var?   Yada Beyazıt meydanında idam edilen Urfa valisi Şehit Nusret Bey'le, Ankara'da ‘kazaya kurban giden Eşref Bitlis Paşa' arasında ne fark var?   70 Milyon vatan evladından kaçı Kut zaferini biliyor, hatırlıyor? Irak Cephesinde Basra'yı geçip Bağdat'ta yürümek isteyen İngilizler, Türk ordusu tarafından Kut'ta dağıtılıp, binlercesi imha, 20 bin kadarı da teslim alınıyor.. İngilizler geri püskürtülüyor.   Kut'ta, işgale direnirken şehit olan hücum taburlarının, komutanları Süleyman Askeri'lerin intikamı alınıyor.. İngiliz emperyalizminin her türlü girişimine karşı, Osmanlı bayrağı altında ikinci bir Çanakkale ruhu inşa ediliyor.   Kuzey Irak'a yapılan en son kara harekatı sade bir tatbikat olsa dahi dosta güven, düşmana korku salan büyük bir harekattı. Ordunun Hava ve Kara kuvvetleriyle hızı, teçhizatı, donanımı ve olmazları olur kılışı bütün millet için güven ve gurur verdi.   Sonrasında koparılan yaygaralar, oluşturulmak istenen görüntü ve bugünkü Türkiye'nin hali.. gerçekten düşündürücü..   ***   Urfa'yı işgal eden İngilizler, şehre paraşütle indirme yapmadılar. Beş yıl önceki girdikleri yerden' Ummül Kasr limanından ayak bastılar vatan topraklarına. Bugün orayı başka bir ülke olarak biliyoruz. Irak. Beş yıldır işgal altında. Bir milyon insanını şehit vermiş. 3-4 milyon insanı Suriye'de, Ürdün'de, İran'da, Türkiye'de..   Irak'ın içerisi perişan.. Kaç tane Ebu Gureyb var bilmiyoruz.. Faili meçhuller, talanlar, katliamlar, tecavüzler, yokluk-kıtlıklar, yıkımlar… Hepsinden acısı fitne, fesat tohumları.. İnsanlar şii-sünni diye bölünmüş, camiler-mezarlıklar bombalanmış.. Bir yandan işgal sürerken diğer yandan kardeş kavgası, iktidar savaşı tezgaha konmuş..   İngiliz –Fransız altını ve silahıyla hükümet peşinde koşan dünün Ermenileri, şerif Hüseyinleri bugün orada da işgalcilerin süngüsü. Ümmete, millete ihanetin sefasını sürüyor.   ***   Haber ajansları Irak'tan haber geçerken sık sık “Radikal şii” diye başlayan tanımlamalarla oradaki liderleri tanımlıyorlar. Kah terörist oluyorlar, kah direnişçi.. Bunları her gördüğümde aklıma Uceymi Sadun Paşa geliyor..   Geçen yıl Nisan'da “Basra'dan Urfa'ya” başlıklı dizi yazımda biraz bahsetmiştim. Uceymi Sadun Paşa'dan.. Dün gece Şanlıurfa Gazeteciler Birliğinde otururken kitap kurdu İl Başkanı Mehmet Ekinci, Taha Akyol'un yeni kitabını hatırlattı. “Hangi Atatürk” kitabını almış, beğeniyle okuyor. “Kitapta Urfa da var: Uceymi Sadun Paşa; Şeyh Senusi..” var deyince biraz muhabbetini yaptık Sadun Paşa'nın..   Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “Aziz Kardeşim” dediği Uceymi Sadun Paşa, Basralı Arap ve Şii.. Irak'ın güneyi, bugünkü Kuveyt ve Suudi Arabistan'ın kuzeyinde geniş bir bölgede sözü geçen “Şeyhler şeyhi” denilen bir aşiretler lideri. İngilizlerin ‘Irak Krallığı' teklifini, bir İngiliz birliğini basıp imha ederek geri çevirmiş. Hücum taburlarının önünde, Süleyman Askeri beylerle birlikte Basra'dan başlamış vuruşmaya.. Basra'dan  Musul'a, Revandiz'e ve Urfa'ya kadar gelmiş vuruşu vuruşa.. Lozan'da bile İngilizlerin unutmayıp Mustafa Kemal'den teslimini istedikleri bir şahsiyet.. Ankara'ya daveti kabul etmemiş, yeni vatanı olarak Urfa'yı seçmiş..   Şeyh Senusi.. Doğu Afrika'nın bu yürekli ve imanlı aslanı Sudan topraklarında işgalci İtalyan ve İngilizlere karşı verdikleri destansı direnişten sonra, işgale karşı destek vermek üzere Hilafet merkezine, Anadolu'ya geliyor. Önce Bursa'ya, ardından Ankara'ya yerleşiyor. Mustafa Kemal onu çalışmalarda bulunmak üzere Urfa'ya geliyor. Ve Şeyh Senusi, Urfa'daki direniş çalışmalarına katkıda bulunuyor..   ***   Abdulvahid Tekkesi'nin hikayesinde bahsetmiştik. Abdulvahit Efendi'den. Bugün ismi silindi, iki plastik minare hatırına para babası bir hacının soylu ismi verildi.. Rodos adasının işgal edilmesi üzerine hicret ederek önce Konya'ya, ardından Urfa'ya yerleşmiş. Dini ilimlerin yanı sıra fen, matematik ve Latin harfleriyle okuma-yazma dersleri vermiş. Yetiştirdiği erkek öğrenciler bir tarafa, sadece kız öğrencilerinin sayısının 200 civarında olduğu söyleniyor. Yazdığı el yazması bir eseri gördüğümde, el yazması olduğuna inanmakta güçlük çektim. Torunları iki yıldır ellerinde tapuları, bu güzel insanın şehrin hafızasından silinmesi cinayetini önlemeye çalışıyorlar.. Karşılarında herkes sağır duvar kesilmiş.. *** Dünyanın en eski şehri Urfa'nın, toprağı da en bereketli.. Gülümüz de var, dikenlerimiz de.. Urfa Kurtuluşunun tartışmalı ismi Ali Saip Ursavaş.. Atatürk'ün Harbiye'den okul arkadaşı. Filistin cephesinde ziyaretçisi.. Fransız ordusunda Ermeni alaylarının eğitim subayı.. Çukurova cephesinde hem Fransız-Ermeni işgalcilerinin yanında hem Kuvayı Milliye saflarında.. Urfa'da Kuvayı Milliye görevlisi.. Şebekede imha edilen Fransız askerlerinin pasaportunu çuvala doldurup TBMM'ne götürüyor ve Urfa'yı kurtardım diyor.. Urfa mebusu, Şeyh Sait İsyanı sonrasında İstiklal Mahkemesi yargıcı..Atatürk'e karşı suikast ve darbe sanığı… İsmi bugün Şanlıurfa'daki Tuğay garnizonunun kapısında asılı. *** İsot tarlası polemiğinden önce, terör örgütü liderinin Urfa'yı, Harran'ı, Suruç'u konu alan açıklamaları.. Urfalılara selam göndermesi, Hz. İbrahim'den ve ilahiyat akademisi açılmasından bahsetmesi dikkat çekici.. Yine iş bitirici gazetecilerimizin Urfa'daki bir mevlüt gecesinde Kürtçe yağmur duasından bahsetmesi de dikkat çekici.. Almanı, Amerikalısı, İngilizi.. nerdeyse bütün batılı siyaset ve araştırmacıların en sık ziyaret ettiği illerden birisi Şanlıurfa.. Kürtçe ve Kürtlük ilgilerini çekiyor.. Ne garip, kaç asırdır gitmemiş merakları.. Benim bildiğim resmi, sivil, çarşı, pazar hatta her evde her mecliste yerine göre birkaç dil birden konuşur Şanlıurfa.. Türkülerimiz de, mevlüdümüzde, sohbetimiz de Türkçe, Kürtçe, Arapça, Zazaca…Hepsi birlikte ve iç içe.. Yüzyıl öncesine kadar Ermenicede vardı, İbranicede.. Yezidiler, Süryaniler hangi dili konuşuyordu bilmiyorum ama onlar da binlerce yıl öncesinden geliyorlardı… Asur dediler Irak'ı kanla, ihanetlerle kurdular.. Sömürdüler, sömürüyorlar.. Irak'ı bitirdiler.. Suriye dediler, Filistin – Lübnan ortada.. Şimdi de Medlerden bahsediyorlar, ırzına geçmek için bir kez daha coğrafyamızın.. 5 Nisan'da Ömerli köyündeki trajı-komik görüntüleri yayınlanıyor Urfa'nın.. Biraz ötesinde yeni Roteryanlarımızın da katkısıyla 11 Nisan'da da Fransızlarla vals yapar, halay çekeriz herhalde..   Geçen yıl yardım talebiyle gelen Kerkük belediye başkanı, Urfa belediyesinden çöp poşeti bile alamadı. Musul neresiymiş, Basra neresiymiş? *** 11 Nisan'ı sulandırıp, sokak tiyatrosuna indirgememek lazım. Bırakalım birileri İsot tarlasında dolaşsın. Kendi söylemini devam ettirsin. Ama Türkiye aydını ve siyasetçisi de kendi fikrini, çalışmasını ortaya koysun. Anayasayı, fedarasyonu, birliği, dirliği tartışsın. Hukukun üstünlüğü, katılımcı demokrasi ve aydınlanmayı getirecek yolları açsın. Irakla, Suriyeyle, Azerbaycanla, Gürcistanla, Kıbrısla, Arnavutluk-Kosovayla, Bosnayla, Bulgaristanla.. Hatta Yemen'le, Sudanla, Dağistanla, İran-Pakistanla, Kazakistanla, Fasla Fedarasyon…   Nazım'ın dediği gibi bir ağaç gibi bağımsız ve hür, orman gibi kardeşçesine…   Benim bildiğim 11 Nisan bu.. İlk yayın tarihi: Nisan 2009
Kaynak: Editör:
Etiketler: isot, tarlasında, son, tango
Yorumlar
Haber Yazılımı