Haber Detayı
13 Ekim 2020 - Salı 10:22 Bu haber 3796 kez okundu
 
“Kültürel varlıklarımızın kıymetini bilmek lazım”
Hukukçu Cüneyd Altıparmak ile detaylı ve uzun bir makalesi üzerine konuşmak için bir araya geldik.
Röportaj Haberi
“Kültürel varlıklarımızın kıymetini bilmek lazım”

Röportaj:  İshak POLAT- Seyfullah POLAT /  Yazdığı “Urfa Kentsel Sitini Korumak: 'Urfa Tarihi Alanlarının Yönetimi Hakkında Kanun” başlıklı yazısı ile kültür varlıklarının korunmasına, Urfa bağlamında bir takım önerilerde bulunuyor ve “Urfa için özel bir düzenlemeye ihtiyaç” var sonucuna ulaşıyor. Kendisi ile bu yazısı bağlamında, kültür varlıklarımızın korunması konusunda konuştuk:

Cüneyd bey, öncelikle yazınız bir çok kimsenin ilgisini çekti. Önemli bir noktaya işaret ediyordunuz. Bunun için teşekkür ediyoruz. Yazdığınız yazının temel fikri “Şanlıurfa önemli ve korunması” gerekli. Siz ilimizin bölge turizmi açısından önemini nasıl değerlendirmektesiniz.

İshak bey öncelikle sizin gibi bir gazeteciyle bunları konuşmanın beni çok mutlu ettiğini bilmenizi isterim. Konu hassas ve sizde bunu görmüşsünüz, esas ben bu ilginiz için müteşekkirim. Öncelikle ben bir hukukçuyum. Turizm, tarih, kültür, arkeoloji, sanat vb konular uzmanlık alanım değil. Bu konuda şehrimizin mektepli ve alaylı olarak niteleyeceğimiz güzide isimleri var. Burada onların affına sığınarak konuşuyorum. Urfa için “Göbeklitepe” bir milat oldu. Göbeklitepe konusundaki tartışmalardan bağımsız olarak söylüyorum. Bir inanç merkezi olan Urfa’ya gelmek isteyen profil, bu arkeolojik buluntu ile gelişti ve daha da gelişecek. Urfa, kendine ait olanları hedef kitlesine uygun biçimde yönetebilir ve sunarsa, Urfa için gelenler, tüm bölgeye yetecek düzeyde ekonomik girdi üretecektir. Yurt dışından misafirlerimiz olacaktı. Hukuk alanında çalışan bir takım avukat, arabulucu, hakemleri davet etmiştim. Pandemi olmasaydı buraya geleceklerdi. Göbeklitepe için geleceklerdi ama Hz.İbrahim’i ve diğer peygamberleri, Balıklıgöl’ü, Harran’ı, Mozaikleri, Urfa kentsel sitini ve daha nicelerini göreceklerdi. Böyle bir yelpaze bulunamaz, iyi korur ve yönetirsek Türkiye’ye yetecek bir envanter var elimizde.

Makalenizde kültür mirasının “multidisipliner alan" olduğunu belirterek işin hukuki boyutuna da dikkat çekmişsiniz. Bu bahsi biraz açar mısınız?

Hayat, kurallar bütünüdür. Yazılı veya sözlü bir kurallar bütünü içinde yaşıyoruz. Yapılacak işlerin bir düzen içinde yürümesini bu kurallar sağlıyor. Kurallara uymaz isek, düzen bozuluyor ve hepimiz az veya çok zarar görüyoruz. Bu yönüyle, kabul etsek de etmesek de “hukuk” her yanımızı kuşatmış durumda. Her konunun bir hukuki boyutu var. Tarih çalışıyorsunuz diyelim. Bir antlaşmadan bahsediyor. Bu antlaşma bir hukuki metindir aynı zamanda. Veya arkeolojik bir kazı yapıyorsunuz. Bu ilk bulanın hakları, hukuki bir düzenlemede yer almıştır. Dini bir konu konuşursanız, dinin hukuk kurallarını yani “şeriatını” konuşmadan geçemezsiniz. Koruma ve korunan alanı yönetme de böyle bir şey. Bu alanın uzmanları var. Sanat tarihçiler, mimarlar, şehir plancılar, harita mühendisleri, arkeologlar vb… Bunlar konunun teknik yönünün uzmanlarıdır ve meselenin mihengi bu kimselerdir. Ne korunmalı? Nasıl korunmalı? Restorasyon nasıl olur? Buluntular kıymetli mi? Koruma alanı nasıl planlamalı? Sanat değeri nedir? gibi sorularının cevabı bu bilim dallarındadır. Hukukçu ne yapar, bu belirlemeleri kural haline getirilmesi için kafa yorar. Yani bilim uzmanlarının kastettikleri amaca göre nasıl bir idari işlem yapılmalı, ne karar alınmalı, yönetmelik nasıl yazılmalı ve mümkünse kanun nasıl kaleme alınmalı gibi soruların cevabını arar. Bende yazıda, bana düşen kısmına dönük bir tespit yaptım. Multidisipliner, yani bir çok bilim dalını ilgilendiren bu alanda, bir hukukçu ve bir Urfalı olarak ne koyabilirim sorusunu sordum ve cevap aradım. Ortaya koyduğum metin eleştiriye açıktır, güzel ve doğru eleştiriler ile gelişecek bir düşüncedir. Bu manada “saçma”, “uygulanamaz” “bu ne yahu” diye eleştirenler de dahil olmak üzere yazı bağlamında katkı sunmuştur. Bu tip eleştirilerin olması bile çok hoş… 

Kendi ifadeniz ile "ütopik hedefler" koyarak ortaya koyduğunuz Urfa'nın tarihi ve kültürel alanlarını korumak adına yaptığınız önerilere ilgili kurum, kuruluş ve STK'lardan her hangi bir dönüş oldu mu?

Öncelikle Amerika’yı ben keşfetmedim. Bu konu, Büyükşehir Belediyesince daha önce raporlaştırılmış bir konu. O raporu da okudum. Sonra ŞURKAV bir çalışma başlattı. Komisyon çalışmalarında kısa süreli de olsa bulundum. Pek tabii bu raporlar ve çalışmalar çok kıymetli. Son olarak Valilik bu konuda bir raporu kamuoyu ile paylaştı. Bunlar güzel gelişmeler. Bu çalışmaları yapanların hakkını teslim etmek lazım. Ama bunların içinde “hukuki analiz” yoktu. Varsa da kısıtlı idi. Benim katkım bu yönde anlaşılmalı. Yoksa ben nerenin alan yönetimine gireceğine dair bir fikir beyan edemem. Yönetimin ne zaman, nasıl olacağına dair de fikir ileri süremem. Benim uzmanlık alanım değil. Ben şunu diyorum, imkanları zorlayalım ve Urfa için bir koruma kanunu çıkaralım. Ya da en azından bu konuda çalışalım, bu çalışma bizi nereye götürelim görelim. Bu iddia çok ütopik görülebilir… Ancak bir hayal etmesek, hiç bir şey gerçek olmuyor, dikkatiniz çekerim… Bu konuda Belediyelerin, ilgili STK’ların ve Kamu Kurumlarının çabasını görmek güzel…

Sizin “kanun önerinizin” farklı olmasının sebebi nedir? Ya da neyi öneriyorsunuz? Açar mısınız?

Öncelikle alan yönetiminin yapısal bir takım sorunlarını ele aldığım bir yazı yazmıştım bundan iki yıl önce, Aktüel Arkeoloji Dergisinde yayımlandı. Hacettepe Üniversitesi ve Karaman Üniversitesinin ortak düzenlediği Kamu Yönetimi Formunda “Kentsel sit nasıl yönetilir” bahsini anlatmıştım. Ben bu konuları tartışmaları çok önceden okuma imkanı buldum diyebilirim. Birde Türkiye Kent Konseyleri Birliğini merkez idaresiyle bir çok ili son 6-7 yılda gezme idarecileri ile şehrin meselelerini konuşma imkanı buldum. Ülkemizdeki alan yönetimine ilişkin bir yönetmelik var. Konu genelde bunun üzerinde yürüyor. Ben kanun deyince Çanakkale ve Kapadokya (Nevşehir) yasaları gündeme geliyor. Taslak olarak okuduğum kadarıyla Urfa için Kapadokya ile ilgili kanunun Urfa’ya uyarlanması gündemde. Pek tabii mümkün ancak şunlara dikkat etmek lazım. Çanakkale de, Nevşehir’de Büyükşehir değiller. Burada böyle bir yerel yönetim yok ve onların düzenlemelerinde bunlardan eser de yok. Yine bu iki alan “kentsel sit” değil. Birisi “tarihi olayların cereyan ettiği” bir yer ve kentin dışında bir sit. Kapadokya ise doğal yönü de olan ve yine “kentsel sit” alanı dışında. Urfa’da canlı bir alan var. Yurt dışı örneklerindeki ise adeta “biblo” olarak ortada duran şehirler, alanlar var. Ama bu alanların pek çoğu halen Urfalıların, alış-veriş yapmak için indiği “çarşı”, arkadaşları ile buluştuğu “kıraathane”, ticaretin yapıldığı “han”, giysilerin satıldığı “bedesten”, eski eşyaların alıcı bulduğu “mezat” vb. biçimde canlıdır. Moda tabirle “organik” bir canlılık vardır buralarda. Yani bu alanlar, turistlere terk edilmiş, “biblo” mahiyetli değildir. Şehrin bu yerleri, sakinleri için halen bir “nefes” alma alanıdır. Zaten buranın benzeri şehirlerden ayrılan en önemli iki temel özelliği de budur: “kentsel sit alanında yaşamın halen devam ediyor olması” ve “taşınmaz kültür varlıkları sayısın fazla oluşu”. Kültür varlığı olup da ticarileşmemiş alanları içerek kaç şehir var dünyada? Bu türler bize özgü, bizim ülkemize, coğrafyamıza özgü. Bunların kıymetini bilmemiz gerekiyor.

Koruma nasıl olacak peki…

Kültür varlıklarını korumak bir takım mimari proje ve uygulamalar ile olmaktadır. Tekil yapılar, evler, hanlar, hamamlar vb., konular için bunlar çok ciddi ve hassas nitelik taşır ve olmazsa olmazdır. Sokakların korunması, sit alanlarının muhafazası vb. konular ise merkezden idare edilmek ile yetinilmeyecek durum ve niteliktedir, çok ve çok önemlidir. Korumanın iki ayağı vardır: “yapıları onarmak”; diğer ise yapıların bulunduğu “alanları doğru yönetmek”  Koruma meselesi ülkelerin, şehirlerinin değerlerini ortaya çıkararak yarıştığı ve ekonomik girdiler elde ettiği bu çağda, iktisadi alan başta olmak üzere, çevre, tarih, kültürel miras konularını kapsamında almaktadır. Kültürel mirasın ise toplumların bilinç oluşumu alanında önemi büyüktür. Zira bireylerin bilinçleri okudukları, duydukları ve öğrendikleri kadar, yaşadıkları mekânlar, gördükleri eserler ve hayatlarını sürdürdükleri ortamlarda gelişir ve şekil kazanır. Koruma biraz da bilinç işidir, toplumun varlıkların kıymetini kavrayış düzeyi arttıkça, koruma olgusu yanı “onarma ve kullanma” durumu daha da gelişecektir.

Bir de koruma amaçlı imar planı var, bunun alan yönetimi ile bağlantısı nedir? Urfa'da koruma amaçlı imar planına sadık kalınıyor mu? Bunu kim denetlemek zorunda?

Koruma amaçlı imar planı kısa ismi ile KAİP, kültür mirası alanlarının korunmasının plan bazlı ele alınmasıdır. Bir binayı korumak “restorasyon” ile mümkündür. Bir alanı da korumak için KAİP yapılır. Bu planların yapılmasında Belediyeler ve Koruma Kurulları müşterek çalışır adeta… Koruma amaçlı imar planı ile alanı düzenlersiniz. Alan yönetimi ise sahanın idaresi demektir.

Planı doğru yönetebiliyor muyuz?

Planın yönetimi, yani planın doğru uygulanıp uygulanmadığı sorunu önemli bir soru. Burada kalkıp bir kurumu tek başına sorumlu ilan edemeyiz. Mevzuat bu konuda karmaşık yetkiler içeriyor ve muğlaklıklar var. Bundan sebep, sahada esnek davranılmak durumda kalınıyor. Tüm Türkiye’de durum böyle. Bunun için etkin bir alan idaresi lazım. Bir yeni yöntem. Verili olanların dışına çıkabilen bir yönetim.

Bu konuda bir eylem planı var mı?

Hali hazırdaki çalışmaların da bir eylem planı mutlaka vardır. Ancak ben  Avrupa Birliği “Şanlıurfa’da Tarih Yeniden Canlanıyor Projesi”nin bu konudaki tespitlerini çok önemsiyorum. Burada diyor ki, ilk önce kentteki ‘mutlaka görülmesi gereken’ cazibe merkezlerinin birçoğu Eski Şehir'de yer almakta ve Balıklıgöl ve Eski Çarşı bölgesinde yoğunlaşmaktadır; bu durum, kayda değer ölçüde bir genel turizm ilgisi ve yüksek düzeyde bir yerel kullanım oluşturmaktadır.  İkinci olarak; Şanlıurfa Eski Çarşısı, şimdiye kadar bir turizm yönetim planı olmaması nedeniyle, aşırı kalabalık, sınırlı bilgilendirme, turist rehberlik hizmetlerinin olmayışı, yetersiz atık yönetimi, sınırlı araç park alanı ve trafik sıkışıklığı sıkıntısı çekmektedir. Üçüncü olarak Çarşı ve hanlar gittikçe bozulmakta olup, hassas restorasyonların yapılması gereklidir. Tarihi eski şehir merkezi ve turizm için bu bozulma derecesi, tehlike sınırlarının ötesine geçmeden önce derhal harekete geçilmesi gerekmektedir. Bu tespitler önemli, sorunları basitçe özetlemiş Urfa’nın kentsel tarihi alanı için.

Şehirler için bu mana da özel yasalar çıkmış mı?

Ülkemizde, Çanakkale ve Kapadokya alanları genel mevzuat disiplininden ayrılmış ve özel olarak düzenlenmiş alanlardır. Bunlara yukarda değindim. Bir başka örnek, Boğaziçi Alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek amacıyla çıkarılan Boğaziçi Kanunudur.  Bir başka düzenleme ise 2082 sayılı İstanbul, Kayseri, Bursa Kapalı Çarşılarının Onarımı ve İmarı Hakkında Kanun’dur. Bu alanların restorasyonu için özel yasa çıkmıştır. Tarihi açıdan bakmaz isek, özel yasa ile alanı düzenlenen illerden biri de Ankara’dır. 5104 sayılı Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu. Kanun, ekli "Protokol Yolu Sınır Krokisi"nde gösterilen Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi alan sınırları içindeki her tür ve ölçekteki plânlar bu kanunda yer almıştır. Bu çok önelidir. İlk bu kadar detaylı bir bölgenin bir imar planı yasaya girmiştir diyebiliriz.

Dünyadan örnek var mı?

Alman eyaletlerinin bazılarının anayasalarında kültürün ve tarihi yapıların korunması hususun yer aldığını, Alman yasaları taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarını koruma altına aldığını, milli öneme sahip kültür varlıklarının listeler halinde belirlendiğini belirmektedir. Avusturya’da ise  kültür varlıkları konusunda tek bir yasa olmadığını ve birçok yasada farklı hükümler bulunduğu okumaktayız.  ABD’de tarihi siteleri ve kültürel değeri olan nesneleri koruyan çok sayıda yasa bulunduğunu bunun İngiltere ve Galler’de kültürel miras ve sanat eserlerin korunması konusunda da aynı olduğunun belirtildiğini söyleyebiliriz. İtalya’nın ise  kültür varlıklarını koruyan yasalar bakımından en eski ve kapsamlı yasalara sahip olan ülke olduğunu, Anayasası ve medeni kanununda ve İtalyan Kültür Mirası ve Tabiat Yasası (İKMTY), taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarına ilişkin düzenlemelerin olduğunu görmekteyiz. İspanya’da ise Milli Miras Yasası, kültür varlıkları hakkındaki temel düzenlemeyi içermektedir. Yönetim konusunda özel düzenlemelerin de olduğu vakidir. Bizde bunlara muadi olan 2863 sayılı yasa var. Daha özelde örnek vermek gerekirse Stonehenge Yönetmeliği, Washington DC Tarihi alanına ilişkin yasa bu konuda misal olarak sunulabilir. Burada bahsettiklerime ek bilgi edinmek isteyenler Neslihan YÜRÜ’nün Gazi Üniversiteside yaptığı “Kentsel Sit Alan Yönetimi İstanbul Beyoğlu Örneği” başlıklı yüksek lisans tezine bakabilirler

Nasıl bir düzenleme olmalı Urfa için?

Balıklıgöl - Eski Çarşı, Göbeklitepe ve Harran gibi önemli yerlere sahip Urfa ve benzeri şehirler için en azından Yönetmelik bazında dahi olsa özel düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu çalışmalar da yapılıyor zaten. Emeği geçenlere, geçecek olanlara teşekkür ederim. Balıklıgöl-Eski Çarşı bölgesinde, araç ve yaya trafiğinin düzenlenmesinden tutunda, bu bölgede yapılacak ticaret ve türlerinin belirlenmesine, Balıklıgöl ve çevresindeki yapıların kamulaştırılmasına kadar, belirlenen alanın korunması ve turizme arzına kadar geçen süreci yönetecek ve karar verebilecek bir yapının olması şarttır. Kültür varlıklarının “korunması” tip mevzuat ve kurul kararları ile bir yere kadar “sürdürülebilir” olmakla beraber, bu alanların yönetimi ve turizme sunulması daha ciddi ve yeknasak yapılar ile mümkündür. Bu anlamda, Belirttiğimiz AB Projesindeki temel hedefleri dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Buna göre “Şanlıurfa Eski Çarşılarının ve Tarihi Hanlarının Yeniden Canlandırılması Projesi ile ilgili dört temel hedef ve faaliyet şunlardır: 1. Eski Çarşı ve Hanların planlama, yönetim ve organizasyonunu güçlendirmek. 2. Eski Çarşı ve hanların işletmesini etkileyen yönetişim, kural ve yönetmelikleri güçlendirmek. 3. Tarihi mirasın restorasyonu ve turizm altyapısının iyileştirilmesine yönelik bir plan geliştirmek ve uygulamak.” Bu bahsettiğimiz “mevzuat” sürecinin ve öngörülebilir yapılanmanın ilk bölümüne ilişkindir.

Bu model başaralı olur mu?

 Modelin yönetiminde ise bizce şu üç hususa dikkat edilmesi gerekiyor. Birincisi; siyasi gündemden uzak ve alan ile ilgili bilgisi olanlardan müteşekkili bir danışma organı olmalı. İkincisi, yerel ve merkezi idarenin temsilcilerinin bulunduğu bir icra organı ve nihayet alanı yönetmek konusunda yetkili bir  başkan. Teşekkül edecek yapının, “devlet resmiyeti” içinde olmaması daha da yerinde olacaktır. Bu tip yapıların teşekkülünde, “Vakıf-Şirket Modeli”, “Dernek-İşletme Modeli”, “Kooperatif-STK Platform Modelleri” ve “Birlik Modeli”  olarak nitelediğim yapıların da teşekkül ettirilmesi mümkündür. Bu tür görevler, prestij için yapılmalı ve topluma kanaat olarak bir şeyler verebilecek kimselerce icra edilmek durumdadır. Başarılı olmaması için bir sebep yok bunlara riayet edilirse. Alışkanlıklarımız değiştirmek zorundayız.

Sonuç olarak ne yapmalıyız?

Bahse konu alan içinde siyaseten bazı hususların görmezden gelinmesi veya bürokrasinin ağır işlemesi sebebiyle “zarar oluştuktan sonra” müdahale etme tarzı yaygın biçimde varlığını sürdürmektedir. Bu tüm ülkenin sorunu maalesef. Bu alanın, Koruma Kurulunun verdiği kararlar çerçevesinde ve yine teşekkül ettirilecek alan yönetiminin etkin-icrai fonksiyonu ile takibi ve yönetilmesi, Urfa’daki bir çok husustan, tartışmadan önemlidir. Yeni yollar gecikebilir, yeni binalar yapılmayabilir. Ama Kültür mirası giderse biteriz…Alanın bütünlüklü yönetimi için “Urfa Alan Yönetimi Hakkında Kanun” çalışması yapılması gerekir. Pek tabii olarak bu bir anda olmaz. Önce, yönetmelikle düzenlenmiş alan yönetimi, sonra Kapodakya’daki gibi bir yaklaşım ve sonrasında Urfa’ya özgü bir çalışma gerekmektedir. Bu hukuki açıdan mühimdir. Konunun gerçek uzmanları ile birlikte teşekkül ettiği bir istişari heyetinde sürece dahil edildiği biçimde yönetilmesi şarttır. Bu kapsamda başlatılan çalışmalar da çok yerindedir. Ancak bu konular daha fazla kimse ile istişare edilmeyi gerektirir…

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim, çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum

Ben teşekkür ederim, bu imkan için. GAP Şehir Dergisinin yolu açık olsun, önemli bir boşluğu doldurdu. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

Cüneyd Altıparmak kimdir?

Hukuk Fakültesi son sınıfta iken "hukuk eğitimi" konusunda yazdığı makale ile Türkiye Barolar Birliği’nin “Faruk Erem Ödülünü” aldı. Yüksek öğrenimini Dicle ve Selçuk Üniversitelerinde tamamladı.  Yurt dışında, ABD William Mitchell College of Law’da, Northeast, Harvard üniversitelerine çeşitli eğitimlere ve konferanslara katıldı. Almanya’da Max Planck Ensitüsü, Frieburg ve Berlin Üniversitelerinde Azerbeycan Bakü Devlet Üniversitesi, KKTC Yakındoğu Üniversitelerinde  yapılan sempozyum, konferans ve eğitimlere katıldı. Avrupa İnsan Hakları, Mahkemesi, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Hollanda Yüksek Yargı Organları, ABD Suprime Court, Capitol, New York Eyalet Mahkemesi ve CMK Hizmetleri Birimleri, Amerikan Barolar Birliğine çalışma ziyaretlerinde bulundu. Türkiye’de, bir çok üniversitede konferans, panel ve sempozyumlarda sunduğu bildiriler ile bulundu. Bahçeşehir Üniversitesi “Institute for Global Understanding of Rule of Law” programlarını takip etti ve eğitici yardımcısı olarak zaman zaman görev aldı. AB projelerinde “senior” hukuk uzmanı olarak çalışmaktadır. Halen Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesinde (part-time) öğretim görevlisi olarak ders vermektedir. TOBB Üniversitesi (SEM) düzenlediği MBA kurs programını tamamlamıştır. Koç Üniversitesinin düzenlediği “Kültür Varlıklarının Kurtarılması” temalı eğitim başarı ile bitirmiştir. Bir süredir Kültür Varlıklarının Koruması alanında çeşitli görevler ifa etmekte bu konunun hukuki yönlerine dönük çalışmalar yapmakta, eserler yazmaktır. Arabuluculuk, avukatlık ve yazarlık yapan Altıparmak, aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezi Hakemidir. Tamamı Seçkin Yayınevinden çıkan ve bir kısmını kendisinin, bir kısmını ise Prof.Yücel Oğurlu, Prof. M.Arman Karasu ve M.Lamih Çelik ile kaleme aldığı, •“İdari Yargılama Hukuku”, • “Soruşturma Evresi”, • “İmar Kirliliğine Neden Olma ve İmar Barışı”, • “Yeni Büyükşehir Modeli” • “İhaleye İlişkin Suçlar”, • “Yabancıların Türkiye’de Mülk Edinmesinin Temel Esasları”, • “Gayrimenkul Davaları”, • “Kent Konseyleri” isimli sekiz kitabı bulunmaktadır.

Kaynak: Editör:
Etiketler: “Kültürel, varlıklarımızın, kıymetini, bilmek, lazım”,
Yorumlar
Haber Yazılımı