İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Zangoç
Zangoç
Bizansın zaferi!
Bizansın zaferi!
Haber Detayı
01 Aralık 2011 - Perşembe 19:13 Bu haber 721 kez okundu
 
Londra notları - 2
Arşiv Haberi
Londra notları - 2

Gezinin ikinci günü ilk ziyaretimizi City University'e yaptık. 23 Bin öğrencisi olan üniversitenin Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof.Georg Brock'un misafiri olduk. Gazetecilik bölümünü Dünya Editörler Forumu (WEF)'nun yönetim kurulu üyeliğini de yapan -2004/2008 yılları arasında da başkanlığını yapmış- Prof.Brock'la gezdik. 19. Yüzyılın sonlarında orta sınıf çocuklarının teknik eğitimi üzerine kurulan Üniversitenin kütüphanesinden başlayan gezimiz, sınıf ve çeşitli bölümlerle sürdü. Gazetecilik bölümü bildiğimiz okuldan ziyade bir tv – gazete ortamına benziyor. Sınıflar alıştığımızdan ziyade laboratuarları, gazete – tv servislerini andırıyor. Prof.Brock'un bizim için hazırladığı sunumu izlediğimiz ortam tam bir tv stüdyosu. 5-6 kamera, ışık düzenleri, yönetim panelleri vs. ile gerçek bir studyo ortamı. Öğrenciler ilk günden kendilerini mesleğin içinde buluyor. Prof.Brock “Öğrencilerimiz gelir gelmez işe başlıyor” diyor. 3-5 Ay içerisinde öğrencilerin dişe dokunur proğramlar yapmaya, ürünler vermeye başladığını söyleyen Brock; önceleri basit olsa da kısa bir sonra profesyonel çalışmalar çıktığını belirtti. Gazetecilik bölümünde iki Türk öğrencinin de olduğunu öğreniyoruz. Birisi hemen yanımıza geliyor. Benim de mezunu olduğum Marmara Üniversitesi İletişim'den. Burada master yaptığını söylüyor. Üniversite ve Gazetecilik bölümünde Lisans eğitiminin yanında başka proğramlar da var. Master ve yüksek lisans proğramı gibi uzun proğramların yanı sıra birkaç aylık kısa proğramlar da var. İngiltere'de bu eğitimlerin hepsi paralı ve pahalı. Devletin bu üniversiteleri çeşitli yollarla fonladığını söylüyor Prof.Brock. Sunumdan sonra çeşitli sorularımız oluyor. Bizim okulla kıyaslayarak müfredat ve etik üzerine sorularım oldu. Müfredat açısından bizdeki hukuk-siyasal-iktisat-basın gibi karma bir içerikten farklı olarak tamamen pratik mesleki eğitim üzerinde yoğunlaşılıyor. Bölümde Etik konusuna önem verdiklerini ayrıca belirtiyor. City Unuversity'den sonra proğramda Türk Büyükelçiliğini ziyaret var. Londra Büyükelçiliğimiz yan yana çeşitli büyükelçiliklerin olduğu bir bölgede. Binaların hepsi tek tip. İtalyan mimarisinin hakim olduğu geniş bir bölge. Binaların hepsi kiralık. Bakımı mülk sahipleri ve koruma kurullarının gözetimi altında yapılıyor. Bir çivi çakmak bile zor. Türkiye'de alışık olduğumuz elçilik – konsolosluk binalarının yanında biraz da mütavazi ve sıradan kalıyorlar. Elçilikte bizi basın müşavirimiz karşılıyor. Az sonra da Toplantı odasında Londra Büyükelçimiz Ünal Çeviköz'le bir araya geliyoruz. 1952 İstanbul doğumlu. Boğaziçi İngiliz Edebiyatı ve Siyaset Bilimi böümü mezunu. Mastırını Brüksel'de Uluslar arası ilişikler üzerine yapmış. Mesleki kariyeri oldukça parlak. Dışişlerinde oldukça önemli yerlerde görev yapmış. Bakanlıkta çeşitli daireler, NATO, AGİT, Irak Büyükelçiği bunlardan bazıları. Temmuz 2010'da Londra'ya gelmiş. Sıcak, dinamik bir insan. Yoğunluğuna rağmen grubu kabul edip, zaman ayırdı. Büyükelçi Çeviköz yeni bir dönemin başlangıcındayız diyerek toplantıya başladı. 13 yıllık mufazakarların iktidarı sona ermiş ve 1945'ten sonra ilk defa bir koalisyon hükümeti kurulmuş İngiltere'de. İngiltere Dünya'daki ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerden birisi. Yeni hükümet sıkı bir kemer sıkma proğramıyla gelmiş. Önemli bir dış borç ve bütçe açığı sorunları var. Hükümet ağır bir borç faizi yükü altında. 500 bin kamu işçisi işten atılmış.   Böylesi bir ortamda İngiltere'nin Türkiye'yle ilişkilerine daha fazla bir önem verdiğinin altını çiziyor. Normalde 4-5 ay bekletilen elçilerin aksine, Çeviköz'ün güven mektubu 14 Ekim'de kabul edilmiş.   Büyükelçinin verdiği bilgilere göre Türkiye ile İngiltere arasında bugün siyasi ekonomik herhangi bir sıkıntı yok. Ekonomik politikalarında Türkiye'ye önem veriyorlar. AB Konusunda Türkiye'ye en çok destek veren ülke.   İngiltere ilk elçisini 1583 yılında Osmanlı'ya göndermeye başlamış. Türkiye ise 1793 yılında ilk elçisini göndermiş. Yani 200 yıl sonra! Bugüne kadar 27'si Cumhuriyet döneminde olmak üzere toplam 54 elçi göndermişiz buraya.   Türkiye'nin 2005 yılında AB ile müzakerelere başladığını hatırlatan Çeviköz, Türkiye olarak bölgesel güç ve AB üyesi olmak istediğini, bu iki hedefin de birbiriyle çelişmeyip tam tersine birbirini tamamladığını söylüyor.   Türkiye ile İngiltere'nin geçmişteki savaş ve düşmanlıklarını hatırlatan bir soruya karşılık olarak da Büyükelçi Çeviköz “Birbirleriyle savaşanlar birbirlerini daha iyi anlayıp karşılıklı saygı duyarlar” diyor. İngiltere ile aramızdaki ticaret hacminin 14 milyar $'a kadar çıktığını belirten Çeviköz bu ticarette dış ticaret fazlası verdiğimizi hatırlatıyor. Yılda 2,5 milyon İngiliz turistin Türkiye'ye geldiğini, bu rakamla turizmimizde İngilizlerin 3. sırada olduğunu hatırlatan Çeviköz, tanıtım çalışmalarına önem verdiklerini, British Museum'da Türk arkeolojik eserlerinin yer aldığı bir sergi açtıklarını söyledi. Türkiye'de yaklaşık 30 bin İngiliz'in mülk sahibi olduğunu, sağlıklı iklim ve güneşiyle İngilizler için cazip bir turizm imkanına sahip olduğumuzu aktarıyor. İngiltere'de yine 400 bin Türk'ün bulunduğunu bunların yarısının Kıbrıs asıllı olduğunu öğreniyoruz. Büyükelçi Diriöz, Türk mahallelerine baskın ziyaretlerde bulunduğunu, buradaki vatandaşlarımızla yakından ilgilendiklerini, Türk dernekleri ve konfedarasyonlarla yakın çalıştıklarını söylüyor. Yine İngiliz parlamentosunda Türkiye'nin dostları komitesinde her üç partiden çok sayıda üyenin olduğunu öğreniyoruz. Toplantıdan sonra öğlen yemeğinde yine Türk Büyelçiliğinin misafiri oluyoruz. Basın müşavirimiz Orhan Tung Büyükelçiliği temsilen Türk lokantasında bizleri ağırlıyor. Sofra Restaurant'ta Türk yemekleri yiyoruz. (İngiliz yemekleri yenecek gibi değil) Sofra Restaurant epey tanınmış Londra'da. Sahibi Tokat'lı bir Türk. Menüsü Anadolu tadlarının güzel bir karışımı. Yemekten sonra İngiltere Parlamento'suna gidiyoruz. Lordlar Kamarasında bizi Barones Hussein Ece karşılıyor. Türk asıllı bir hanımefendi. Kıbrıs'ta doğmuş ve çocuk yaşta ailesiyle birlikte Londra'ya gelmiş. Babası Kıbrıs'ta memur olarak görev yapmış. Londra'ya geldiklerinde de dil bildikleri için evleri Türklerin uğrak yerlerinden biri olmuş. Çeşitli sorunlarının çözümü için vatandaşların uğrak yeri olmuş evleri. Bu evde büyüyünce de kendisini bu işlerin içinde bulmuş. Uzun süre yerel yönetimlerde çalışmış. Belediye meclis üyeliği, encümenlik ve belediye başkan yardımcılıkları yapmış. Yerel yönetimlerdeki başarılarıyla dikkat çekmiş ve 28 Mayıs 2010'da İngiltere başbakanlığı tarafından Barones ünvanı verilerek Lordlar Kamarası üyeliğine getirilmiş.   Meral Hüseyin Ece, Türk topluluklarının sorunlarıyla yakından ilgili. İlk Türk Kadınlar Grubunun kurulmasında öncülük yapmış. 2008'de Liberal Demokrat Parti'den parlamento'ya girerek İngiliz Parlamentosunun ilk Türk kökenli kadın üyesi olmuş. Çeşitli komisyonlarda görev yapmış. Liberal Demokratların lideri Nick Cleegg'in danışmanlarından.   Türkiye'den 70, 80 ve 90'larda önemli göç dalgalarının geldiğini söylüyor. Türklerin politikaya uzak olduğunu daha çok derneklerde yoğunlaştıklarını belirtiyor. Uydu üzerinden Türk tv'lerinin yoğun izlendiğini –annesi dahil- aktarıyor. Türklerden 20 kadar belediye meclis üyesi olduğunu, kendisinin Lordlar kamarasında tek Türk olduğunu hatırlatarak politikaya uzak olunmasının Türklerin sorunlarının çözümünü geciktirdiğini söylüyor.   Partisi Liberal Demokrat'tan Lord Teverson'la birlikte bizleri kabul eden Meral Hüseyin Ece ile daha sonra birlikte parlamentoyu geziyoruz. Geçirdiği yangından arta kalan kısımlarıyla bile ihtişamını kaybetmeyen ilk parlamento binasından başlayarak yaklaşık bin yıldır eklentilerle şekillenen bina, mimarisi ve iç donanımıyla göz kamaştırıyor.Heykeller, süslemeler, sergilen tarihi eserlerle insanı epey etkiliyor.
Kaynak: Editör:
Etiketler: londra, notları, , 2
Yorumlar
Haber Yazılımı