Yazı Detayı
28 Aralık 2017 - Perşembe 08:59 Bu yazı 1182 kez okundu
 
KÜLTÜR ve DİL- 1
Ali TUTLUOĞLU
alitutluoglu_1976@outlook.com
 
 

"Söz ola kese savaşı,
söz ola kesdire başı;
Söz ola ağulu aşı yağ ile 
bal ede bir söz."

Yunus Emre

Dil dediğimiz canlı varlık, insanoğlunun öncelikle kendisini, sonrasında dünyayı, içerisinde nesnelerle beraber algılayıp anlamlandırabileceği en temel gerçekliğin temel adıdır. Dilin bu gerçekliği, insanın gerçekliğiyle bire bir örtüşür ve dil, insanın dünyası haline gelir. İnsanı; yaşanmışlıkları, zedelenmişlikleri diğer bir deyişle dünyada bulunmasıyla diğer canlılardan ayrılmasına imkân veren en apayrılık farkındalığıdır. 

İnsanoğlu duyan,  düşünen, öğrenen, öğreten ve birçok değere ilişkin anlamlandırma biçimi geliştirerek, dünya içerisinde bulunduğunu fark eden biricik varlıktır. Bu var olma bilincine sahip olan insan dille kurmuş olduğu ilişkiyi de sahici bir yolla ortaya koyar. Bundan dolayıdır ki insanın hayatı algılama ve anlamlandırma seviyesi ile dili algılaması arasında çok yakın ve doğrudan bir ilişki söz konusudur. Dil, nesilden nesile doğası gereği aktarılan somut bir gerçekliktir; bu da kültürün teşekkül etmesine ve var olmasına sebep olur. 

Onun içindir ki kültür ile dil arasında gizli bir birliktelik vardır. Ki kültür de nesilden nesile aktarılarak canlılığını korumuş olur. Bir nevi kültürün taşıyıcılığını dil üstlenmiştir. Bireyselliğin tavan yaptığı modern toplumlarda yozlaşmadan herkes kadar canlı bir varlık olan dil-kültür de almıştır, almaya da devam etmektedir. Metropollerde yaşayan ama sosyal medya sayesinde kendine ve çevresine yabancılaşan birey-kişi, bu hızlı yaşam tarzı içerisinde kendi olma özelliğinden vazgeçmiş ve şahsilik vasfını da elden kaçırmış durumdadır.

 Modern insan ya da bireyselleşen insan dille-kültürle ilişkisini başkalarından ödünçleyerek kurduğundan dolayı da konuşma ve söylem düzeyinde dahi, kendi gerçekliğinden uzaklaşmış, yabancılaşmıştır. Bundan dolayıdır ki bireysel söz almayı, kendi olmayı diğer bir ifadeyle kendini gerçekleştirmeyi isteyen modern insan özünden koparak sanallaşır ve kendi hakikatini unutarak öz bilinçli bir varlık haline gelemez, eksik kalır. 

Dil-kültür ile arasına mesafe koyan birey aslında kendisini gölgesinin esiri olmaktan kurtaracak ve aydınlanmasını gerçekleştirebilecek olan ışığı da kesmiş olacaktır. Var olma mücadelesi veren modern insan, kendini gerçekleştirebilmek ve ötekinden farklı olduğunu gösterebilmek için dil yetisi sayesinde diğer canlılarla da ayrıldığı gibi, dile ilişkin bilinçlenme düzeyiyle de insanlar içerisinde farklı bir konuma yükselir; görünenin ötesinde, öze ve sahici olana ilişkin bilgilenme imkânı elde eder. 

Söz konusu olan bu imkân, dilin sadece bir işaret ve gizli anlaşmalar sistemi olarak ele alınması ve nesnelerin/isimlerin bir göstergesi olarak kabul edilmesiyle çok sınırlı bir alana hapsedilmiş olur. Bundan dolayıdır ki dil, düşüncenin bir biçime dönüşmüş; diğer bir ifadeyle ete kemiğe bürünmüş halidir. Düşünce ise, insanın zihinsel aktivitenin gelişmişliği ve derinliğiyle doğrudan alakalıdır. Zaten başka bir ifadeyle "dil, düşünmenin dışa vurulmasından başka bir şey değildir." Onun içindir ki insanların sahip oldukları dilin, onların madde alanındaki bedenlerine ev sahipliği yaptığı gibi manevi varlıklarına da bir korunak yuva görevini üstlendiğini söylemek mümkündür. 

"Dil varlığın evidir." Yani varlığımız dilimizdir daha geniş bir ifadeyle kültürümüzdür. Kültürümüzde yaşadığımız evimizdir. " Kim kültürle ilgili en ilgi çekici şeyleri sunuyorsa, dünya dili olma yarışında o galip gelir." Dünya üzerinde en fazla konuşulan diller tarih boyunca devletlerin egemenliklerine göre değişkenlik göstermiştir. Mesela 16. yüzyılda Portekizce ve İspanyolca dünya diliyken, 17.yüzyılda Fransızca, 19. ve 20. yüzyılda ise Rusça dünya dili olarak konuşulmaya başlandı. 

Şimdilerde ise hepimizin öğrenmeye çalıştığı bir türlü başaramadığı İngilizce. İngilizce ana dili olarak konuşan 375 milyon insana sahipken dünya üzerinde 1,5 milyardan fazla insan konuşuyor. Dünya nüfusunu 8 milyar sayarsak bu yaklaşık dörtte birine tekabül ediyor. İngilizcenin bu kadar yaygın olması ve yaygın olarak kabul görmesi tamamen siyasi ve ekonomik olduğunu biliyor musunuz? İngilizcenin bu kadar yaygın olmasının temel nedenlerinden biride İngiliz İmparatorluğu'nda öğrenme zorunluluğudur. Hatta imparatorluğun hakim olduğu bölgelerde "medeni olmak isteyen herkes İngilizce bilmek zorunda" algısı yerleşmiş, imparatorluk zamanla küçülse bile İngilizce öğretme endüstrisi devam etmiştir. İngilizce bütün dünyada ekonomi, bilim ve iletişim alanlarında uluslararası kabul gören tek dil. Bu sebeple, çok dilliliğin azalacağı ve anadilleri tehdit ettiği aşikardır. 

Ama bir yabancı dil bilmenin de kendi ana dilini daha iyi öğrenme, anlama ve konuşma kabiliyeti sağlayacağı da malumdur. Tek dile bağımlı olmak bir grubun dilleriyle diğer insanlar üzerine baskın olması anlamına geliyor. Bu da iletişimden ziyade hâkimiyet ve egemenlik demektir. 

Zamanın İngiliz başbakanı İngiliz İmparatoruna şöyle bir soru sormuş: "Sayın Haşmetmeab, İngiliz İmparatorluğu ile İngiliz donanması arasında bir tercih yapma durumunda kalsanız, hangisini tercih edersiniz?"İmparator hiç düşünmeden " elbette İngiliz donanması demiş." 

Çünkü İngiliz donanması bana yeniden İngiliz İmparatorluğunu kazandırır. Başkan ikinci soruya geçmiş: "Peki, Britanya adası ile İngiliz donanması arasında tercih durumunda kalsanız neyi tercih edersiniz?" İmparator yine düşünmeden "Elbette Biritanya adası" demiş. 

"Çünkü Britanya adası bana yeniden bir İngiliz donanması inşa eder." Başbakan son sorusunu sormuş: "Peki ya, Britanya adası ile Şekspir arasında bir tercih durumunda kalsanız hangisini tercih edersiniz?" İmparator: "Elbette Şekspir." demiş. "Çünkü Şekspir bana yeniden bir İngiliz milletini kazandırır." İşte dile bakış açıları bu kadar abartılı olan bir milletin dünyaya hâkim olması her halde tesadüfî değildir. 

Çünkü Şekspir bir birey olarak değil; bir şahs-ı manevi olarak İngiliz milletini temsil ediyordu ve milleti de bir arada tutan diliydi, kültürüydü. Aydınlar ise o dili ayakta tutan, geliştiren ve gelecek nesillere aktaran en önemli varlıklardı.

 Gerçek şudur ki bir milleti bir milletin kültürü, dili; o milletin öz benliğidir. Dili yozlaşmış, kültürünü kaybetmiş bir millet her şeyini kaybetmiş demektir. Zaten Tatarlar: "Tilin coytkan, özün coytar." yani "Dilini kaybeden, özünü, kimliğini, kişiliğini kaybeder." demişler. Konfüçyüs'e sormuşlar: "Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?" Konfüçyüs, şöyle cevap vermiş: "Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım." 

Ve dinleyicilerin hayret dolu bakışları arasında sözlerine şöyle devam etmiş: "Dil kusurlu olursa; kelimeler düşünceyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. 

Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez, işte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir." Oktay Sinanoğlu, Japonya'da başından geçenleri anlatırken, şöyle bir olay anlatır: Ben müsteşara dedim ki: "Siz tanzimata başlarken bu işler Japonca olmaz, demişsiniz ve eğitim dilini İngilizce yapmakla ilerlemişsiniz. Ben Türkiye'de böyle duydum." dedim. Adam kızdı, "Siz bizi sömürge mi zannettiniz?" deyip arkasında duran ciltler dolusu Japon eğitim tarihi kitaplarını gösterdi. Bazılarından bölümler okudu, tercüme etti ve "Başından beri her şey Japonca olmuştur." dedi. İlk yıllarda birisi çıkıp bu işler Japonca olmaz, İngilizce yapalım demiş. Adam, ertesi gün evinde ölü bulunmuş. Bir daha da böyle bir söz çıkmamış. Meğer o adam da Amerika'da birkaç yıl ateşe olarak bulunmuşmuş. Demek orada kafaya alınmış. Japon müsteşar "Siz bizi sömürge mi zannettiniz?" demekle yabancı dilde eğitim yapanlar, sömürge ülkeleridir." demek mi istiyor acaba? 

Bu mantıkla düşündüğümüzde, bizim bazı lise ve üniversitelerimizde İngilizce eğitim yapıldığına göre bizde sömürge ülkesi konumuna mı düşüyoruz? Bizim sömürge ülkesi olmadığımız bir gerçek olmakla beraber, sömürge ülkelerinin yabancı dille eğitim yaptığı da bir gerçek, özellikle de İngilizce. 

İngilizler işgal ettikleri her ülkede İngilizce eğitimi şart koşmuşlardı. Sonuçta dillerini unutan ülkeler sömürülmeye daha müsait oluyorlardı. Hatta bazı milletler kendi özlerini bile kaybettiler, dillerini unutunca. Devamı yarın...

 
Etiketler: KÜLTÜR, ve, DİL-, 1,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Mart 2020
GİDİŞİNLE...
590 Okunma.
10 Şubat 2020
DİL ÜZERİNE BİR DENEME
457 Okunma.
14 Ocak 2020
MAŞALLAH (!) HERKES KARAKÖPRÜLÜ OLDU
272 Okunma.
01 Ocak 2020
DEDE OSMAN AVNİ HAZRETLERİ
389 Okunma.
27 Kasım 2019
SEVMEYİ HEP ERTELEDİK BAŞKA ZAMANLARA
417 Okunma.
12 Kasım 2019
HAK ETTİĞİNİZİ BULURSUNUZ!
406 Okunma.
09 Kasım 2019
ÇOCUK YETİŞTİRMEK BİR SANATTIR
339 Okunma.
25 Eylül 2019
ÇOCUKLAR ÖLDÜ TURNAM SEN ÖLME
639 Okunma.
18 Eylül 2019
NARIN HİKÂYESİ
2457 Okunma.
13 Eylül 2019
KÜLTÜR DEĞERLERİMİZDEN...
526 Okunma.
05 Eylül 2019
KIRMIZIDIR AŞKIN RENGİ
842 Okunma.
29 Ağustos 2019
YIKILMIŞ BİR MEZARIM Kİ.!
610 Okunma.
20 Ağustos 2019
KÜLTÜR DİLİ OLARAK TÜRKÇE
381 Okunma.
03 Ağustos 2019
BİR OKUYUCU MEKTUBU
432 Okunma.
02 Ağustos 2019
KAHVENİN SERÜVENİ
377 Okunma.
27 Mayıs 2019
SENİ DÜŞÜNMEK
771 Okunma.
08 Nisan 2019
BİR SÜRGÜNDÜR YÜREĞİM
844 Okunma.
19 Mart 2019
GİTMEK GÜZELDİR ÖTELERE
771 Okunma.
12 Mart 2019
CAFE'NİN HİKÂYESİ
686 Okunma.
28 Şubat 2019
KALBİN KIRIK TARAFI
685 Okunma.
20 Şubat 2019
MEDENİYETİN ÇILDIRDIĞI AN
743 Okunma.
11 Şubat 2019
ADALET ÖZGÜRLÜK VE ONUR. HER ŞEY İNSANLIK İÇİN
923 Okunma.
14 Ocak 2019
HOŞ BİR SADÂ..!
1433 Okunma.
04 Ocak 2019
URFALI MEHMET AKİF
1150 Okunma.
14 Kasım 2018
GİTMESEYDİN EĞER
1446 Okunma.
03 Kasım 2018
BİR ÇAĞRIDIR ŞİİR
1340 Okunma.
27 Ekim 2018
GÜL BAHÇESİ
1116 Okunma.
26 Eylül 2018
YOKLUĞUN VARLIĞINDA
2268 Okunma.
05 Eylül 2018
ACI HAYAL
2236 Okunma.
30 Ocak 2018
NARIN HİKÂYESİ - 2
6457 Okunma.
29 Ocak 2018
NARIN HİKÂYESİ - 1
1490 Okunma.
03 Ocak 2018
DEDE OSMAN AVNİ HAZRETLERİ
2148 Okunma.
29 Aralık 2017
KÜLTÜR ve DİL- 2
1278 Okunma.
23 Ekim 2017
KARAKÖPRÜ'DE ALİ BABA HAYRATI
1669 Okunma.
13 Eylül 2017
BİR ÇAĞDAŞ OZAN'IN CANDAN TANELERİ
1701 Okunma.
20 Haziran 2017
HERKES KARAKÖPRÜLÜ OLDU
2267 Okunma.
27 Mayıs 2017
BÜYÜKŞEHİR’İN KİTAP TANITIM GÜNLERİ
1965 Okunma.
13 Mayıs 2017
BİRAZ DA NOSTALJİ
1684 Okunma.
14 Şubat 2017
SEVGİLİLER GÜNÜNE DAİR..!
2186 Okunma.
07 Ocak 2017
MEHMET AKİF İNAN ve SENDİKACILIK
2537 Okunma.
18 Ağustos 2016
BEN DE SİZİN KADAR BURALIYIM -2
2129 Okunma.
17 Ağustos 2016
BEN DE SİZİN KADAR BURALIYIM -1
1991 Okunma.
23 Haziran 2016
"BU ŞEHRİN GECELERİ"
2200 Okunma.
31 Mayıs 2016
ŞANLIURFA'NIN AK ve karası
2084 Okunma.
25 Nisan 2016
"HAYIRDA YARIŞANLAR OLUN"
2106 Okunma.
16 Nisan 2016
KARAKÖPRÜ’DE ALİ BABA HAYRATI
2661 Okunma.
14 Nisan 2016
GAP KIZ ANADOLU LİSESİ VE AHMET ÖZYAVUZ
2208 Okunma.
03 Mart 2016
YILDIZ YAĞMURU-2
1906 Okunma.
01 Mart 2016
YILDIZ YAĞMURU-1
1889 Okunma.
13 Şubat 2016
AZİZ VALENTİN GÜNÜ…!?
667 Okunma.
15 Ocak 2016
TARİHİ AÇIDAN BAĞIMLILIK
2186 Okunma.
01 Aralık 2015
"M. NİHAT KÜRKÇÜOĞLU FIRÇASINDAN" ŞANLIURFA ALBÜMÜ ÜZERİNE
1691 Okunma.
27 Şubat 2015
YEŞİLAY ve TBM
2546 Okunma.
22 Ağustos 2014
ÖZGÜR DÜŞÜNCEYİ KAVRAMAK
2331 Okunma.
16 Ağustos 2014
ŞAZELİ ŞEYHİ ALİ DEDE
4761 Okunma.
06 Ağustos 2014
HZ. İBRAHİM, DERGÂHTA YAPILAN ZİKİRLER VE İHSAN ÇERMİKLİ
5183 Okunma.
04 Temmuz 2014
ALİ BABA CAMİİ'NDE RAMAZANI YAŞAMAK
2799 Okunma.
21 Haziran 2014
IRMAKLARI KAN AKAN COĞRAFYA
2355 Okunma.
22 Mayıs 2014
URFA’NIN KÜLTÜREL VİZYONU NASIL OLMALI
3037 Okunma.
17 Mayıs 2014
"KÖMÜR KARASIDIR GÖZYAŞI"
2735 Okunma.
09 Mayıs 2014
ŞEHİR VE MEDENİYET
2871 Okunma.
18 Nisan 2014
YENİDEN MERHABA
2870 Okunma.
Haber Yazılımı