Modern insanın içine girmek istediği belki en yakın, belki en uzak, belki en yalnız ve belki de en kalabalık sözcüğün adı. Her şeyi yaşadığını, her şeyi en derinden duyduğunu, her şeyi en iyi bildiğini söyleyen bu seküler çağın aciz bir ferdi olarak hadi itiraf edelim ki girmek istediğimiz yegane deniz: Huzur.

Büyük yazar Ahmet Hamdi Tanpınar, o derin, o büyük, o eşsiz romanına bu ismi verirken, kahramanlarının dilinden de, gönlünden de düşürmediği bir büyük boşluk, peşinden koşulan sevgili, hasretle beklenen belki güneş, belki yağmur, belki bir çocuk tebessümünün diğer bir adı: Huzur.

Romanın ince ruhlu kahramanı Mümtaz, kendisini huzura kavuşturacak bir yol, bir düzlem, bir kapı ararken; hastalıkla, tabiatla, medeniyetle, sosyal meselelerle, çeşitli ruh halleriyle örülmüş bir hayattan huzura yol ararken, beşeri bir aşkın kollarına düşen ve burada nefes alıyorken birden nefessiz kalmaya başlayan… ve sonra "Huzuru Nuran'da değil, içimde aramalıyım" diye bir cümleyle en sert tokadı yüzümüze aşkeden o en uzun cümle: Huzur.

Şimdi bugüne dönüp inceden inceye düşünelim ve de içten içe kendimize düşelim. Biz nede, nerede, neyi arıyoruz acaba, önce onu düşünelim. Önce onu düşünelim ki gittiğimiz bir yolun var olup olmadığını, bu yolun bize çıkıp çıkmayacağını ya da bizim kendimizi bu yola açıp açmayacağımızı hesap edelim.

Güzel elbiseler içinde arz-ı endam etmek, lüks arabalara binmek, çok katlı gösterişli evlerde oturmak, zengin sofralarda, leziz yemeklerle midemizi doldurmak, gülmek, eğlenmek, keyfekeder bir hayat sürmek bizim ruhumuza ne kadar yakın önce onu düşünelim.

Huzura varmayan, varamayan ruh nelerle meşgul, hayatını neyle doldurmaya çalışıyor evvela onu düşünelim. Ve sonra dönüp bakalım dünya neden bu kadar nadan ve mutsuz ve bize yabancı.

Sözüm ona her şey elimizin altında, bütün dünya nimetleri bir adım ötemizde, arzu ettiğimiz her şeye ulaşabilecek kudretteyiz ama hiçbir şeyi olmayan, dünyanın bütün nimetlerinden yoksun olan, yokluğu, sıkıntıyı, acıyı bütün damarlarında duyan ninelerimiz, dedelerimiz o en müşfik tebessümleriyle haykırabiliyorlar bize huzuru, neden?

Nedeni çok açık galiba. Bizim başka başka şeylerde aradığımız huzuru onlar bizatihi kalplerinde, kendi içlerinde arayıp bulmuşlar. Mümtaz'ın diliyle söylersek doğru söylemiş oluruz galiba.

Huzuru içimizde, kendimizde aramaktan başka yok bir çıkar yolumuz. Ve huzuru bulursak başka başka derinlikler de bulacağız. Ve huzuru bulursak işte o zaman -kuşkumuz olmasın- kendimizi bulacağız…