'İslam korkusu' demek olan İslamofobi; Batı tarafından Müslümanlara ve İslam dinine karşı sürdürülen sonu gelmez düşmanlığın ürettiği son handikaptır.

Gerçek şu ki; Batı tarafından İslam'a ve Müslümanlara karşı duyulan nefret, kin ve düşmanlığın kökeni haçlı seferlerine dayanmaktadır. Kuşkusuz bu düşmanlığın fikri, siyasi, kültürel ve ekonomik nedenleri vardır.

Nitekim İslam Yahudilik ve Nasranîlik dinlerinden sonra inmiş olmasına rağmen yıldızı parlayan tek din olma özelliğini korumaktadır.

Yahudiliğin, din alimleri tarafından Tevrat'ın kelimeleriyle oynanılarak değiştirilmesi, bir ırk ile özdeşleştirilmesi ve söz konusu ırkın Tanrının çocukları ve sevgilileri olarak lanse edilmesi, bu dini akıl ve mantık sınırlarının dışına itilmesine yetmiştir. Yine aslen bir Yahudi olan St. Paul'un teslis inancını sokarak Hıristiyanlığa dönüştürdüğü Nasranilik de akıl ve mantık sınırlarını çoktan aşmış olmaktadır. Buna karşılık İslam amentüsü akli bir akide olarak Allah (c.c.)'nın onu indirdiği şekilde varlığını korumuştur. İslam'ın bu fikri üstünlüğü dün Ehl-i Kitabı kıskandırdığı gibi bugün de laik Avrupa'yı kıskandırmaktadır.

Diğer taraftan İslam'ın hayata dair her sorunu çözüme kavuşturan hükümleri içinde barındırması ve bu yönüyle 21. Asırda bile laik düşünceye meydan okuması, Huntington ve Fukuyama'nın şahsında Batı'yı endişelendirmiştir. Kaldı ki, bin yılı aşkın bir süre boyunca onlarca muhtelif ırklara mensup halkları üstün bir medeniyetle yönetmiş olması ve özellikle günümüzde yeniden böyle bir fonksiyona talip olması Batı'yı derin kaygılara sevk etmiştir. Batı, son yüzyıldır dünya üzerinde sürdürdüğü egemen konumunu İslam'a kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu iyiden iyiye hissetmeye başlamıştır.

Gerçek şu ki; Batı'nın İslam dünyasına olan ekonomik üstünlüğünün temelinde siyaseten kurduğu egemenlik yatmaktadır. İslam dünyası siyasi egemenliğine kavuştuğu gün kültürel egemenliğini de kazanacaktır. İslam kültürünün, Batı'nın kökleri Helenist döneme kadar giden seküler kültüründen çok daha üstün olduğu inkar edilemez. Zira İslam aleminin kültür varlıkları öteden beri Batı aleminin gözünü kamaştırdığı ve bu sayede gerçekleştirdiği reformlarla Kilisenin bağnazlığından kurtulduğu bir gerçektir.

Dahası elde edilen siyasi ve kültürel bağımsızlık beraberinde ekonomik üstünlüğü de getirecek ve Batı bundan böyle İslam alemini sömürme kudretini kendinde bulamayacaktır. O günden sonra adım adım gerileyecek olan Batı çözülecektir.

Pagan / Putperest / Müşrik bir zihniyetin temsilcisi olan Batı'nın İslam'a olan korkusu cehaletten kaynaklanmadığı açıktır. Batı bin beş yüz yıldır düşmanlık ettiği dünyayı iyi tanımaktadır. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Müslüman bir kez kıyama durmuştur. Batı'nın asılsız yaygaraları onu yolundan edemeyecektir. Nitekim İttihadı İslam sedalarının Hilafet naralarına dönüşmesi an meselesidir.

İşte esas Batı'yı kara kara düşündüren de budur. Zira Hilafet sancağı altında iki yakası bir araya gelmiş olan İslam alemini sömürmek, petrolünü ve doğal gazını hortumlamak Batının haddine mi düşmüş? Bizi ülkelerinden kovmayı mı düşünmektedirler?

Önce işgal ettikleri İslam topraklarından çekilsinler bakalım! Necis varlıklarıyla kirlettikleri mübarek İslam beldelerinden çıkıp gitsinler. Biz kendi sılamıza dönmeye çoktan razıyız.