Kimimiz hayatlı evlerde yaşardık kimimiz köydeki kerpiç evlerimizde... Derken bina ile, apartman ile tanıştık... İlk başta garipsedik, ne hayatı vardı ne de bahçesi; hepimiz üst üste oturup, üst üste yaşıyorduk... Ama sonraları yaygınlaşınca alıştık, normalleştirdik... Artık hayatlı evlerde fakir fukara, kerpiç evlerde de cahil cühela kalıyordu, biz ise modernleşmiştik, seviye atlamıştık; apartmanda yaşıyorduk, hatta kapıcılı olanlarımız bile vardı... 

Ta ki bir deprem olana kadar... Depremde herkes apartmanlardan kaçmaya başladı, apartmanları terk etti ve dönüp yüzüne bakmadığı ya hayatlı evine ya da köydeki evine koştu... Milyonluk daireler, köydeki basit bir oda kadar bile güvenilir değildi artık... 

Sanırım biz şehirleşmeyi de, çoğu şeyi yanlış anladığımız gibi yanlış anladık ve uyguladık... Dip dibe bina dikmeyi şehirleşme sandık... Vizyonsuz ve kapasitesiz idareciler, paragöz ve zırto müteahhitler, boş ve teneke mimar ve şehir planlamacılar ile güzelim Urfa'yı yaşanılmaz beton bir şehre dönüştürdük... 

Hele eski Urfa'nın evlerine, sokaklarına ve şehir planına bir bakın bir de yeni Urfa'ya; hangisi bilime ve yaşama daha uygun? 

Birileri bilerek veya bilmeyerek bu memlekete öylesine dehşetli ve vahşetli kötülükler yapıyor ki; bazen düşünüyorum da, Fransız keferesi bile bu kadarını yapabilir miydi?

Zararın neresinden dönülse kardır diyerek, bundan sonra müstakil evlere ve yatay genişlemeye önem vermek lazım... 

Fakirler binada, zenginler ve akıllılar ise müstakil evlerde otururlar, vesselam.