Doğrusu Sait Savaş'la daha önce hiç görüşmemiştim. Röportaj teklifini ilk olarak Cihat Kürkçüoğlu yaptı. Sonra hem Cihat Hoca'nın hem Sait Savaş'ın akrabası olan sıra arkadaşım Mahmut Temizoğlu'na sordum. O da çok iyi olacağını söyledi.
    
Hazırlık aşamasında Cihat Hoca'nın gönderdiği notlardan faydalandım.

Sait Savaş'ın Bulvar Pasajı'ndaki terzi dükkânına Mahmut Bey'le beraber ilk olarak 28 Aralık 2023 Perşembe günü gittik. O kısmı yazarken yeni bir görüşme gereği duydum. Bu sefer telefon numarasını Mahmut Bey'den alıp oğlu Mehmet Yusuf Savaş ile görüştüm; neleri sormam gerektiği konusunda destek istedim. O da abileri ile görüşüp çok işime yarayan notlar gönderdi. Dükkâna ikinci defa yine Mahmut Bey ile beraber 7 Mart 2024 Perşembe günü gittik.

Sait abi her seferinde bizi güzellikle karşıladı. Uzun uzun konuştuk. Küçük dükkânın öndeki camekânı hariç bütün duvarları ve masanın etrafı siyah beyaz, renkli, çıplak ve çerçeveli çok sayıda fotoğraf ile kaplıydı. Bence çok önemli, birçoğu tarihi nitelikte fotoğraflar. Kendisine de oğluna da bunların o şekilde heder olmadan önce bilgisayar ortamına aktarılması gerektiğini söyledim. Bu haliyle istifade etmek çok zordu.
    
 Ortaya çok uzun ve sanıyorum Urfa tarihi açısından önemli bir metin çıktı.

***
M. Sarmış: Röportaj yaptığım birçok kişi dedelerinin değişik yerlerden Urfa'ya geldiğini söylüyor. Komşu şehirler, uzak şehirler… Kimi Irak'tan, kimi Suriye'den gelmiş. Tabii o zamanlar oralar Osmanlı'ya bağlı… Sizin dedelerinizin geldiği öyle farklı bir yer var mı?

S. Savaş: Babamın dedesi Mahmut, Gerger'den geliyor Urfa'ya. Fakat biz doğma büyüme Urfalıyız.

M. Sarmış: Peki hangi mahallenin "şenigi"siniz?

S. Savaş: Beykapısı'nın… Hekimdede taraflarının…
M: Sarmış: Bu "Savaş" soyadı nereden geliyor?
    
S. Savaş: Dedelerimiz sürekli savaşlarda olduğu için o adı almışlar. Öyle bedava değil yani.

M: Sarmış: O zaman dedelerinizden söz edelim.
    
S. Savaş: Gerger'den gelen Mahmut burada evleniyor. Üç oğlu oluyor; Halil, Hacı Yusuf ve Mehmet… Halil benim dedem. Birinci Cihan Savaşı sırasında üç kardeşi birden askere alıyorlar. O sırada babaları çok yaşlı. Mehmet Çanakkale'ye gitmiş, orada şehit düşmüş. Halil ile kardeşi Hacı Yusuf da Yemen'e gitmiş. Yedi, yedi buçuk sene oralarda kalmışlar. Sürekli savaşmışlar. Ne mektup, ne haber… Başlarına gelmeyen kalmamış. Devlet bitmiş. Yardım kesilmiş. Yalın ayak kalmışlar. Aç susuz kalmışlar. Ot yemek zorunda kalmışlar. Anadolu çocukları tanımadıkları otları da yemişler; akıllarını kaybedenler, kuduranlar olmuş. Dedemgil "bahçeci" oldukları için otları tanıyorlar, faydalı otları yemişler, o sayede hayatta kalmışlar. Dedem birkaç yara almış. Hacı Yusuf omurgasından bir kurşun yemiş; çıkaramadıkları için ayağı aksak hale gelmiş. En son Gazze'ye geldikleri sırada savaş bitiyor. Mağlup oluyoruz. Perişan oluyoruz. Ateşkes imzalanıyor.
    
M. Sarmış: 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması…

Sait Savaş: Evet. Bunun üzerine bırakıp geri dönüyorlar. Irak'tan buraya yaya olarak geliyorlar. Geliyorlar ama bu sırada Urfa'yı İngilizler işgal etmiş.  Hadi bakalım, bir daha savaş. Harp tecrübeleri var. Dedeme "Halil Çavuş" derler. Birkaç ay sonra İngilizler Urfa'dan defolup gidiyor. Yerlerine Fransızlar geliyor. Başlıyorlar soytarılığa. Devletimizin işlerine karışıyorlar. Her şeye burunlarını sokuyorlar. Duymuşsunuzdur, sarhoş iki Fransız askeri Vezir Hamamına girmeye kalkışıyor. Kadınlar içerdeyken… Artık bıçak "sümüge" (kemik) dayanıyor. Fataney Behiyesi diye yiğit bir kadın var; doğru Belediye Reisi Mustafa Hacıkamiloğlu'nun makamına gidiyor. "Madem sen bir şey yapamıyorsun, al bu neçeğimi sen ört, fesini de ver ben takayım." diyor. Reisin çok zoruna gidiyor. O akşam arkadaşlarını topluyor. Aha ondan sonra Urfalılar ayağa kalkıyor. Çarpışmalar bir müddet sürüyor. Fransızlara dışarıdan yardım gelmeyince aç kalıyorlar. Bizimkiler sularını da kesiyor. Nihayet Fransızlar Urfa'dan gitmeye karar veriyorlar. Ermeniler de var kendileri ile beraber. Yolda köylülere ateş açıyorlar. Bizimkiler de onları takip ediyor. Çarpışıyorlar. Çoğu öldürülüyor. Birkaçı kaçıp kurtuluyor; onları da Suruçlular yakalayıp esir ediyorlar. Yani hepsini temizliyorlar. Dedem de o Şebeke tarafındaki çatışmalarda bir Fransız subayının başını kesiyor. Emeği geçen herkese Allah rahmet etsin. Kurtuluş Harbinde Mahmutoğlu Mustafa Bey de çok yiğitlik yapmış. Bir ara ANAP'ın Kültür Bakanı Gökhan Maraş Urfa'ya gelmişti. Ona da anlattım. (Kırşehir Milletvekili; 1991 yılında 48. Hükümetin Kültür Bakanı)

M. Sarmış: Nasıl?

S. Savaş: Avukat bir arkadaşım var; Ahmet Atlıoğlu. Şimdi Bursa'da. Bak karşıda onunla ve Fevzi Demirkol'la bir fotoğrafımız var. Gökhan Maraş, Ahmet Atlıoğlu ile Ankara Üniversitesinden sınıf arkadaşı. Milletvekili iken bir ara Urfa'ya geldi. Daha bakan olmamıştı. Ahmet'le beraber yanıma geldiler. Şu makinenin üzerinde beraber yemek yedik. Başka bir gün kendisini Eski Postane'nin altındaki Güzel Sanatlar Galerisine götürdük. Yemek yaptık, tatlı, şu bu… Mehmet Açar, Bakır Canbazlar, çok kalabalık… Gökhan Bey bir ara "Adana'da İnce Memed var, İzmir'de Çakırcalı Efe var; Urfa'da da böyle namlı bir yiğit yok mu?" diye sordu. Dedim ki "Oralarda yiğit olmadığı için onların adı çıkmış. Burada yiğit çok. Bak sana ihtiyar birini anlatayım." Ve Mahmutoğlu Mustafa Bey'i anlattım.

İngilizler Urfa'yı işgal ettikleri zaman İngiliz komutanı Beykapısı'ndaki Mahmutoğlu Kulesini karargâh yapmak istiyor. O zaman evler tek katlı, şehre yukarıdan bakacak bir yer yok. Mahmutoğlu Kulesi ise kale gibi yüksek. Komutan Mustafa Bey'e, "Boşaltın burayı. Karargâh edeceğiz." diyor. Mustafa Bey, "Veremem." diyor. İngiliz komutanı elini silahına atıyor; "Vururum!" diyor. Mustafa Bey göğsünü açıp "Vur ulan!" diyor. İngilizler şeytan; komutan biliyor ki vurursa, kendileri de oradan sağ çıkamaz. Çünkü Mustafa Beyin de silahlı adamları var. Vazgeçiyor, adamlarıyla beraber defolup gidiyor. Mustafa Bey gerçekten yiğit adam. Allah hepsine rahmet etsin. Mustafa Bey'e de, Müftü Hasan Açanal'a da, diğerlerine de… Hasan Açanal milli bir kahraman. Adam müftü ama bir paşa kadar başarılı. Atatük'le devamlı irtibat halinde. Dostlukları savaştan sonra da devam ediyor. Aydın hocaların hepsinin Atatürk'le arası iyi. Cahiller sevmiyor.