ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
M. Sarmış: Sizin okul hayatınıza devam edelim. Lise bitti, Ankara İlahiyata geldik.
M. Oymak: Benim idealimde üç meslek vardı: Siyasal, ziraat, iktisat. En çok da siyasalı istiyordum. Aldığım puanla da kazandım. Bir ay içinde gidip başlamam lazım. Gittim. Artık kaydımı yaptıracağım. Babamın da tekrar fikrini almak için mektup yazdım. "Baba ben siyasala da, ziraata da, ilahiyata da gidebiliyorum. Ama ben siyasalı istiyorum." dedim. Cevap geldi: "Okuyorsan ilahiyatı oku, okumuyorsan gel." Gidip ilahiyata kaydımı yaptırdım. Yıl 1966.
M. Sarmış: Biraz ilahiyat yıllarından da söz eder misiniz?
M. Oymak: Okul hayatımız çok renkli geçti. 1966'da başladık, 1970'te bitirdik. Hangi kuşak? 68 Kuşağı… Asıl "68 Kuşağı" biziz. O kuşakla ilgili çok kitap okudum; yüzde 80'i, 90'ı hikâye. "68 Kuşağı"nı herkes yazdı, sadece Müslümanlar yazmadı. Hâlbuki o zamanda Müslümanların rolü çok önemlidir.
Bizim için özel bir durumu da var: Başörtüsü… Başörtüsü mücadelesi o zaman başladı.
M. Sarmış: Hatice Babacan…
M. Oymak: Hatice Babacan ile meşhur oldu ama aslında daha önce başka bir kız vardı. Adı sanıyorum Muhsine idi. Olaylar bizim sınıfımızda oluyor. 600 kişi içinde 30-40 kız var. Hepsinin başı açık. O başörtülü. Sürekli aç diye baskı yapılıyor. Biz de o sırada Milli Türk Talebe Birliği'nin yönetimindeyiz. Ayrıca okul öğrenci derneği var. Bir gün sınıftan çıktık. Öğrenci işlerindeki kadın bu Muhsine dediğim kızı tuttu ve başını açtı. Üç beş arkadaş anında harekete geçtik. "Ne yapıyorsunuz? Nasıl yaparsınız?" filan derken, ben, kızın hiç sesini çıkarmadığını fark edip, "Durun bakalım, o ne diyor?" dedim. Ona sorduk. "Sen mi açmak istedin. Zorla mı açtılar?" "Ben istedim." dedi. Ama belli ki baskı yapmışlar, tehdit etmişler. Yoksa niye herkesin içinde açsın? Neyse, esas dikkat çekmek istediğim husus başka. Hiç unutmuyorum, o sırada başka bir kız arkadaşımız, şöyle bir baktı. O zamana kadar açık giyinen biriydi. "Siz şimdi bu kızı başını açmaya zorluyorsunuz, öyle mi?" dedi. Sınıfa girdi. Artık nerden bulduysa buldu, başını örtüp geldi ve "Aha ben başımı bağlıyorum. Gelin benim başımı da açın bakalım!" dedi. Türkiye'deki başörtüsü mücadelesi asıl bu olayla başladı. Hiç kimse bilmiyor. Hiç kimse ondan bahsetmiyor.
Eyyüp Azlal: Adı neydi hocam?
M. Oymak: Onun izni olmadan adını söylemek istemem, sadece Ordulu olduğunu söyleyeyim. Hâlâ hayatta olduğunu duymuştum. Fakat bilmek lazım. Bizim öğrenci mücadelemizin, hayatımızın dönüm noktası o olay oldu. Ben bunun şahidiyim.
M. Sarmış: Ankara İlahiyat'ın diğer ilahiyatlar arasında özel bir yeri var. Biraz da hocalarınızdan bahseder misiniz?
M. Oymak: Tabii, hocalarımız Türkiye çapında tanınan önemli isimlerdi. En meşhuru Tayyip Okiç. 9-10 dil bilen biri. Aslında tefsir ve hadis hocası, ama bugün İslami branşlardaki bütün hocaları o yetiştirdi. Hocaların hocası o. Sonra'da Erzurum'a gitti. Niye? Türk vatandaşı değil diye adamı yarı maaşla köle gibi çalıştırıyorlardı. Her bakımdan muhteşem bir hocaydı. Balkan göçmen idi. Dört tane çok meşhur öğrencisi var: Talat Koçyiğit, İsmail Cerrahoğlu, Mehmet Sait Hatipoğlu ve Süleyman Ateş. Dördü de onun asistanı, dördü de sonradan en meşhur profesörler oldular. Mehmet Hatipoğlu ve Süleyman Ateş hâlâ yaşıyor.
Hocalarımızın arasından aklıma gelenler felsefede, Mehmet Karasan, Hamdi Ragıp Atademir, Hilmi Ziya Ülken. Zaten derslerimizin yüzde otuzu kırkı felsefe idi. Ayrıca Neşet Çağatay, Hüseyin Gazi Yurdaydın, Bahriye Üçok gibi birçok isim. Ne kadar garip adam varsa hepsi bizde. Derslerde öğrenci ile hoca arasında sürekli münakaşalar, gerilimler… Mesela Bahriye Üçok. İslam tarihçisi. Biliyorsunuz sonradan bombalı bir saldırı sonucu öldü. Derste sürekli ona buna laf atardı. "Örümcek kafalılar filan." Bazı arkadaşlarımız "Örümcek kafalı sensin hocam." derdi. O ona "sınıftan çık" der, öbürü "çıkmıyorum" der. Hep böyle.
M. Sarmış: Dün de ölüm yıldönümü idi.
M. Oymak: Allah rahmet eylesin. Hâlbuki ağır başlı, ciddi bir kadındı. Talebeyle uyumsuzdu. Kocası Coşkun Üçok da Hukuk'ta profesördü, değerli bir hukukçudur.
M. Sarmış: Sizden devam edelim hocam. O dönem Ankara'daki edebiyat çevresi ile ilişkileriniz nasıl?
M. Oymak: O dönem Akif Abi ile sürekli görüşüyoruz. Akif İnan, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu. O takım yani. Gece gündüz beraberiz. Biz tabii dizlerinin dibine oturuyoruz. Hepsi abimiz, büyüğümüz. Onlar konuşuyor, biz dinliyoruz. Ankara'daki edebiyat dünyası ile ilişkimiz böyle. Akif Abi haber verir, evlerine gideriz, şiir gecelerine katılırız.
M. Sarmış: Akif İnan'ın biyografini yazmış biri olarak soruyorum. Onunla ilgili paylaşmak istediğiniz bir şeyler var mı? Özel bir hatıranız, bir değerlendirmeniz…
M. Oymak: Var tabii. Birazını Türkiye Yazarlar Birliği'nin kitabı için yazmıştım, ama kitaba almadılar. Akif Abi bizi, yani gençleri sahiplenirdi, yönlendirirdi. Bu önemli bir şeydir bence. Abilik yapardı. Tavsiyelerde bulunurdu. Katıldığı programlardan söz eder, bizi de davet ederdi. Evlerde, oturdukları yerlerde, çeşitli programlarda, yani sık sık görüşürdük. O sıralarda Mavera Dergisi çıkıyordu. Şunu da açıkça söylemek isterim. Dergideki tavır biraz beni rahatsız ederdi. Biraz kaba bir tavırdı. O yüzden oraya yazı da şiir de vermedim. Versem yayınlanır mıydı, bilmiyorum. Ama ben istemedim.
M. Sarmış: Hayatınızda bir de hukuk ve edebiyat var.
M. Oymak: İlahiyatı bitirdikten bir sene sonra tekrar sınava girdik. Hukuku kazandık. O sırada öğretmenim. Kaydımı yapsın diye bir arkadaşa evraklarımı verdim. Ancak daha sonra gidip sorduğum zaman o arkadaş dedi ki ben kaydını yapmamışım. Zaman da geçmiş. Dört yıl önce af çıktı, dediler ki evrakını bulamayız. Şimdi yeniden af çıktı, evrakımı bulsalar kaydımı yapacağım.
M. Sarmış: Yani şu zamandan sonra yeniden okuyacak mısınız?
M. Oymak: Tabii tabii. Hanım bu sene aftan yararlanarak Hacettepe İktisad'ı bitirdi. Ben de okuyacağım. Zaten boş durduğumuz yok, okuyoruz. O zaman bir konuya yoğunlaşacağız, daha hoş olacak. Tabii örnek olma yanı da var.
M. Sarmış: Bir de Türk edebiyatı konusu vardı.
M. Oymak: O bölümde yüksek lisans yaptım. Doktorayı da idarecilikten dolayı yapmadım. Onun da evraklarını hazırladım ama resmileştirmedim. Yoksa o da affa giriyordu. Halk Edebiyatı, Eski Türk Edebiyatı, İslami Türk Edebiyatı başlıca ilgi alanlarımız.
Devam edecek...