BEŞİNCİ BÖLÜM
M. Sarmış: Hocam şimdi yeniden görevlere ve hizmetlere dönelim. Belediye başkan yardımcılığınız ne kadar sürdü?
M. Oymak: 85'in başından 93'e kadar. Sekiz, sekiz buçuk yıl kadar sürdü.
M. Sarmış: Sonra üniversite hocalığı mı geliyor?
M. Oymak: Evet. O da şöyle oldu. Üniversite kuruldu. Harran Üniversitesi talebini ilk defa bizler 1970'lerde dernek kurarak dile getirdik. Demek ki 20 sene sürdü süreç. Şimdiki gibi istenmeden verilmiyor. Ziraat fakültesi ile başladı. 92'de üniversiteye dönüştü. Bir alt yapı var yani. İlk rektör Prof. Dr. Servet Armağan. Dernek sürecinde isimlerini öğrendiğim sınırlı sayıdaki akademisyenlerden. İlk genel sekreter, İsmail Benek. Üniversitenin teşkilatlanma dönemi ilgimi çekmiyor. O konuda bir beklentimiz yok. Ve ben Belediyeden ve memuriyetten, emri vaki ile yerimin değiştirilmesini haksız ve usule uygun bulmayarak ayrılma niyetindeyim. Ancak yine de Esat Başkanın samimi talebi ile 11 Nisan programı dosyasını hazırlıyorum.
O süreçte bir telefon geldi. Rektörlük özel kalemi öğrencimiz Filiz'den. Hocam rektör bey sizinle görüşmek istiyor. Hayırdır dedim. Belirlenen saatte gittim. Özetle "herkes beni tebrike geldi, sen neden gelmedin?" dedi. Kendisini ilk defa görüyorum. Melahat Hocahanımı ve Nihat Abiyi tanıyoruz. "Hocam ben protokolü, randevuyu sevmiyorum. Üniversite kurulmuş. Amacımız gerçekleşmiş. Bize yeter." dedim. "Şehirde dolaştım. Bazı çalışmalar dikkatimi çekti." dedi. "Sordum bunlarla kim ilgileniyor diye. "Oymak" dediler. ( detaya girmeyeyim.) Senin üniversiteye gelmeni istiyorum." dedi. Teşekkür ettim. "Hayır hocam, yeter. Ben maaşlı olmayan bir iş yapacağım, köye gideceğim." dedim. Gerçekten niyetim oydu. Ama Servet Hoca da ısrarcıydı. O kadar ki bir dilekçe kâğıdı önüme koydu. "Yaz." dedi. Eminim ki soruşturmuştur. Kararlıydı çünkü. Üniversitede beni tanıyan çok, ama en çok genel sekreter İsmail Benek tanıyor. Belediyede beraber çalıştık. Rektör beyin kararında etkili olduğuna inanıyorum. Hasılı biz bir dilekçe yazıp bıraktık. O arada Servet hoca Azerbaycan'a gidip geldi. Bir gün yine özel kalem arayıp "Rektör hoca sizi bekliyor." dedi. Gittim. Beni tanımayanlar bilmez. "Hangi görev?" demedim hiç bir zaman. Demem de. Bir hizmet varsa mesele yok. Ama çok gönülsüzüm. Kamu hiyerarşisinden soğumuşum. Bir söz beni durdurdu. "Kuruluş aşamasında senin gibilere ihtiyaç var." dedi Rektör bey. Bana söz bırakmıyordu. Kabul etmek zorunda kaldım. İlk görev olarak da Akçakale'de bulunan Meslek Yüksek Okulu müdürlüğünü verdiler. 10 yıllık ortaöğretim yöneticiliği, sekiz yıllık belediye başkan yardımcılığı (kültür, sanat, eğitim ağırlıklı) yöneticiliğinden sonra yeni bir başlangıç yeri.
Oradaki müdürlüğüm 4 seneyi aştı. Gerçekten ihtiyaç varmış. Son teknoloji cihazlar kocaman ahşap kolilerde gelmiş, dışarılarda. Binaları bitmiş. İnşaat artıkları. Müteahhit daha çıkmamış içinden. İlk saatten "Ya Allah!" dedik. El ele tüm kadro. Modern atölye ve laboratuvarları uygulamaya koyduk. İlk "Siensi" tezgâhını kurduk, 1993. İlk "otoket" bizde. İlk bilgisayar laboratuvarı da... Hep ilkler. Herkes gönülden destek veriyor. Okul iki kat büyüdü. Rektörlük, Genel Sekreterlik ve okul kadrosu, çok tatlı bir heyecan yaşadık.
Sonra rektör değişti. Bize de yol verdiler. Bir yazı ile rektörlükteki kadromuza gönderildik. Fırsattan istifade belki biraz da ev denen mekânı ve aileyi hatırlarız diye düşündük. Çünkü Ahmet Eymen'imiz doğmuş ve sorumluluğumuz kat be kat artmıştı. Hacı Esra'mızı haksızlık derecesinde ihmal ediyorduk. Bütün yük Nuray hanımın omuzunda. Artık asli görevimize ders vermeye döndük. Konumuz, Türk Dili, İslamî Türk Edebiyatı, Türk İslam Edebiyatı idi... Üniversite haricindeki, kültür, sanat, stk çalışmalarımız devam ediyordu. Bir gün dediler ki; hocam emekliliğiniz geçmiş, artık gelmeyin. Yıl 2015. Biz MYO ile beraber 22 sene çalışmışız Harran Üniversitesinde. Kuruluşunu isterken hayalimizden bile geçmezdi.
Mahmut Kaya: Belediye başkan adaylığı da o arada mı oldu?
M. Oymak. Evet. 2009'da aday oldum. Herhalde o konudan daha sonra söz ederiz. Partilerin yüksek kurullarında görev alanlar resmi görevlerinde serbest oluyor. Onun için adaylıktan sonraki birkaç yılda çok az ders alıyordum.
M. Sarmış: Şimdi tam sırası, artık siyaset konusuna geçebiliriz. Aslında hayatınız siyaset ama doğrudan siyasetle ilişkiniz nasıl başladı?
M. Oymak: Doğru, okuyan düşünen insanların hayatı bir yerde siyasetle kesişiyor. Bana göre öyle olması da lazım. Parti anlamında siyasetle ilişkimiz üniversitede başladı. O günün şartlarında çok faaldik. Önce de söylediğim gibi MTTP ve öğrenci derneklerinde görevim vardı. 1966-70 arası ülkenin siyaseti çok canlıydı. Dünyada da öyleydi. "68 Kuşağı" da o döneme denk gelir zaten. Bizim kuşak memleket meseleleriyle çok içli dışlı idi. Biz de içindeydik. Bire bir ilgi duyduğumuz ise Necmettin Erbakan liderliğindeki hareketti. Bir keresinde MTTP olarak kendisini Ankara'ya fakültede konferans vermek için davet etmiştik. Tarihini tam hatırlayamıyorum ama 1967 olabilir. Henüz siyasi harekete başlamamıştı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde hoca. Fakat bizim camiada iyi tanınıyordu. "İslam ve İlim" konulu bir konferanstı. Birkaç yüz kişilik salonun içi dışı tıklım tıklım dolmuştu. Bizim kuşağın ya hiç duymadığı ya da yeni yeni duymaya başladığı şeyler söyledi. Özetle Müslüman âlimler bilimin birçok dallarını ya kurmuşlar ya yaptıkları buluşlarla geliştirmişler. Yani bilim Müslüman âlimler tarafında bugünlere gelmiş. Konferans bizi çok etkiledi. O zaman bugünkü teknik imkânlar yoktu; buna rağmen Hoca'nın sesini Grundik marka kasnaklı bir teyple kayıt altına aldık. Ali Rıza Alper adında Maraşlı bir arkadaşla beraber üç dört gece boyunca uğraşıp kaseti çözdük, yani yazıya geçirdik. Küçük bir kitapçık haline getirdik. Maddi kısmını da ticaret yapan bir arkadaşımız karşıladı. Çoğaltıp dağıttık. İyi bir hizmet oldu. O tarihten sonra Hoca'yı daha yakından takip etmeye başladık. "Anadolu Hareketi" diye nitelendirilen girişimini izledik. 1969'da TOBB başkanlık seçimini kazandı, ama kısa süre sonra hükümet zoruyla indirildi. Sonra siyasi girişimleri oldu. Adalet Partisi'nden adaylığı veto edildi. Konya'dan bağımsız milletvekili seçildi. Artık arkadaş grubu olarak sürekli kendisini takip ediyoruz, destek olmaya çalışıyoruz. Derken 1970'te Milli Nizam Partisi'ni kurdu ama bir yıl sonra 12 Mart Muhtırası'ndan sonra kapatıldı. Bir yıl sonra bu sefer Milli Selamet Partisini kurdu. Biz artık Urfa'dayız. Memur olduğumuz için resmiyette değil ama gerçekte her şeyinde biz varız. MTTP, Mefkureci Öğretmenler ve Harran adıyla kurduğumuz diğer bütün dernekler onun çizgisine paralel olarak çalışıyordu.
Mahmut Kaya: Niçin başka bir isim değil de Harran?
M. Oymak: Harran tarih boyunca çok önemli bir şehir. O zaman o kadar bilmiyorduk ama zaman içinde ne kadar önemli bir yer olduğunu anladık.
M. Sarmış: Siyasetten devam edelim hocam.
M. Oymak: Evet. Milli Selamet Partisi de diğer partiler gibi 12 Eylül'den sonra kapatıldı. Erbakan Hoca yasaklı olduğu halde bu sefer Refah Partisi'ni kurdu. Urfa kuruculuğu için Halil Soran arkadaşımız görevlendirildi. Darbe olmuş, herkesin ödü kopuyor, kimse yanaşmıyor. Halil Soran büyük bir fedakârlık gösterdi, büyük de başarı kazandı. Bu sefer ona Mardin'i de sen kur dediler. Bizim de çizgimiz yine aynı. İşimiz kârımız kültür, sanat, kısaca Urfa… 1984 Belediye seçimleri geldi. Dedik ki yaptığımız çalışmalar için sürekli finansman sorunu yaşıyoruz. Dernek, dergi, şu, bu, hep parayla oluyor. Belediye başkanına, kültür müdürüne gidip destek istiyoruz, yalvar yakar ediyoruz. Zorluk çekiyoruz. Adamlar arkamızdan bir sürü şey söylüyor, hakaret ediyor, yutuyoruz. Bizden biri belediye başkanı olsun ki gidip kimselere yalvarmak zorunda kalmayalım. Halil Çelik'in adaylığı bu şekilde ortaya çıktı. O günün şartlarında Urfa'daki siyasete hâkim olan öyle güçler ve canavarlar var ki, onun gibi bir adamın başarılı olması mümkün değildi. Buna rağmen gece gündüz çalıştık. Seçimi aldık. Büyük başarı. Bu sefer belediyenin kadroya ihtiyacı var. Bazı arkadaşlarımız görevlerini bırakıp belediyenin çeşitli birimlerinde müdür oldu. Bize de başkan yardımcılığı düştü. Benim başkan yardımcılığından ayrılma ve üniversiteye geçiş sürecimi az önce anlatmıştım.
90'lı yıllar, 28 Şubat süreci, Refah Partisi'nin kapatılması, Fazilet Partisi, derken 2001'e kadar geldik. Tayyip Beyin ortaya çıkması, Ak Partiyi kurması filan… Ben de resmen 2004 yılında partiye üye oldum, belediye başkanlığı için müracaat ettim. O zaman bize vermediler. 2009'da verdiler. Onu da biliyorsunuz, olmadı. Bu sefer MKYK üyeliğim başladı. O da üç yıl sürdü. Aynı zamanda yerel yönetimlere bakan başkan yardımcılığı görevim var. Hanım da 2004'te Şanlıurfa Kadın Kolları İl Başkan yardımcılığı ve ardından il başkanlığı yaptı. 2008'de yapılan Büyük kongrede ise genel merkez kadın kolları MKYK üyeliğine seçildi ve bu görevi üç yıl sürdü.
Devam edecek...